Advert

12 Eylül mağduru: İşkenceleri hatırladığımda tüylerim diken diken oluyor

12 Eylül mağduru: İşkenceleri hatırladığımda tüylerim diken diken oluyor
12 Eylül mağduru: İşkenceleri hatırladığımda tüylerim diken diken oluyor Ekspres
Bu içerik 1019 kez okundu.

12 Eylül mağduru: İşkenceleri hatırladığımda tüylerim diken diken oluyor

12 Eylül darbesi mağdurlarından Mahmut Yalçınkaya, darbenin üzerinden 38 yıl geçmesine ra

Türkiye tarihinde kara leke olarak kalan 12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden 38 yıl geçti. Darbe mağdurlarından Mahmut Yalçınkaya, darbe üzerinden geçen yıllara rağmen gördüğü işkenceleri unutamadığını, hatırladığında tüylerinin diken diken olduğunu ifade etti.

12 Eylül 1980 tarihi, üzerinden 38 yıl geçmesine rağmen "müesses nizam"ın alnında kara bir leke olarak duruyor. Bir milyon 600 bin kişinin fişlendiği, 230 bin kişinin yargılandığı ve 517 kişiye idam cezasının verildiği o dönemde en çok halk mağdur edildi.

Mardin'in Kızıltepe ilçesine bağlı Uluköy (Gundê Izer köyü) Mahallesi'nde ikamet eden dönemin mağdurlarından Mahmut Yalçınkaya, yaşadıkları acımasız süreci, çektikleri işkence ve zulümleri İLKHA'ya anlattı.  

12 Eylül darbe döneminde gözaltına alındığında yaklaşık 20 yaşında olduğunu söyleyen Yalçınkaya, 9 yıl boyunca cezaevinde kaldığını ve türlü türlü işkenceler gördüğünü belirtti.

"Ahırda 69 gün boyunca vahşi işkence ve hakaretlere maruz kaldık"

Gördüğü insanlık dışı muamelelerin hesabının sorulmadığını söyleyen Yalçınkaya, "Yaşamım boyunca mağdur bırakıldım. Kenan Evren ve ekibi tarafından 12 Eylül’de askeri darbe yapıldığında en verimli çağımız olan 19-20 yaşlarındaydım. Darbeden sonra köyümüze ve civar köylere operasyonlar yapıldı. Beni de karakola çağırdılar karakola gittim ilk önce beni Kızıltepe’ye sonradan da Mardin’deki Tugay Komutanlığına götürdüler. Orada bulunan hayvan ahırında 69 gün boyunca benim gibi binlerce genç, yaşlı, kadın erkek dünyada metotları bulunan ve bulunmayan çeşitli vahşi işkencelere ve hakaretlere maruz bırakıldık. Şu an dahi yapılan işkenceleri hatırladığımda tüylerim diken diken oluyor. Bize karşı yapılan bu insanlık suçunun hesabı ne zaman sorulacak? Bazı adımlar atılmış olabilir ama yeterli olduğuna inanmıyorum. En azından yaralarımızın sarılması için daha elle tutulur hesabın sorulması gerekiyordu. Darbenin asıl sanıkları Kenan Evren, Tahsin Şahinkaya, Necat Tümer ve benzerlerine karşı yıllarca davacı da oldum ama elimize geçen bir şey yok." diyerek tepki gösterdi.

"Copla insan onurunu rencide edici fiiller gerçekleştirdiler"

Yalçınkaya, hem gözaltı sürecinde hem de cezaevinde bulundukları dönemde gördükleri işkenceleri şu şekilde anlattı:

"Bizi Filistin askısına alıyorlardı parmak uçları yere değmeyecek bir şekilde bayılana kadar işkence yapıyorlardı. Üzerimizde elbise bırakmamışlardı, çırılçıplak bir vaziyette soğuk kış aylarında üzerimize soğuk su döküyorlardı. Mahrem bölgelerimize, parmak uçlarımıza ve kulaklarımıza teller bağlanarak elektrik veriliyordu. Tabi gözler kapalıydı gecemi gündüz mü bilmiyorduk 2 ayı aşkın güneşi gördüğümü hatırlamıyorum. Kışın ortasında bizi havalandırmaya çıkarıyorlardı 2 karış buz ve kar vardı. O buz ve kar vücudumuzda erinceye kadar bizi üzerinde süründürüyorlardı. Bayılanları odun gibi kenara atıyorlardı. Yazın ise 50 derece sıcaklıkta bizi havalandırmaya çıkarıyorlardı muslukları kapatmışlardı su yoktu. Bedenler çıplak olarak o sıcak betonun üzerinde süründürüyorlardı, vücudumuz yanıyordu. İnsanları birbirlerine bindiriyorlardı. Copla insan onurunu rencide edici fiiller gerçekleştirdiler. Kurbağa yediriyorlardı ve merdivenlerden aşağı atıyorlardı. Hüseyin adında bir öğretmen arkadaşımız vardı kafa üstü attılar beyin kanaması geçirerek öldü. İşkence türlerini saymaya çalışırsak saymakla bitmez. Bir arkadaşımız sigara içti diye hepimize ‘sigara yakın ve avuçlarınızın içine koyun’ dediler. Bu şekilde yaptık avucumuz patladı akan yağ sigara ateşini söndürene kadar bu şekilde bekledik. İnsanlar itirafa zorlanıyorlardı."

"İnsan dışkısı, canlı kurbağa ve benzeri ne derseniz yediriyorlardı"

Yalçınkaya, "Açlık diz boyuydu, bize mercimek çorbası getirirlerdi hepimizin ishal olması için içerisine tursil katıyorlardı ve bize yediriyorlardı. İçerisinde bulunduğum 27’inci koğuşta 87 kişi vardı hepimiz ishal oluyorduk ve tek tuvalet vardı. Dayanmadıkları için 6 kişi birlikte tuvalete giriyorlardı onlar çıktığı gibi diğer 6 kişi giriyordu bazıları ise dayanamayarak altına kaçırıyordu. İnsan dışkısı, canlı kurbağa ve benzeri ne derseniz yediriyorlardı. İnsanları lağım suyunun içerisinde süründürüyorlardı. Milletvekillerine, doktorlara, öğretmenlere ülkemizin geleceği olan güzel çocuklara gençlere bu zulmü reva görüyorlardı. Kadınların vücudun da sigara söndürüyorlardı. Dünya da eşi benzeri olmayan işkence çeşitlerini uyguluyorlardı." şeklinde yapılan işkenceleri anlattı.

"Cezaevinden çıktığımda çocuklarım beni tanımıyordu"

20 yaşlarında cezaevine girdiğini ve 9 yıl cezaevinde kaldığını söyleyen Yalçınkaya, 30 yaşlarında cezaevinden çıktığını belirtti.

"Ailem beni 17 yaşlarında evlendirmişti, tutuklandığımda 2 tane erkek çocuğum vardı. Cezaevinden çıktığımda büyük oğlum 11, küçük oğlum 8 yaşındaydı baba duygusunu bilmiyorlardı beni tanımıyorlardı, uzun çabalar sonucunda birbirimize adapte olabildik." diyen Yalçınkaya, şöyle devam etti:"

"Tabi cezaevinde çeşitli hastalıklar baş gösterdi. Tıp dilinde tüberküloz hastalığı denilen Vereme yakalandım. 3 defa mide kanaması geçirdim. Cezaevi sürecinin ilk 3 senesi işkencelerle devam etti. Rahmetli Özal’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde biraz rahatlama oldu, kaba işkenceler sona erdi. 3 yıl aradan sonra ailem bayramlarda gelip görüşüyorduk ve kendi anadilimizle konuşabiliyorduk. Ama ondan önce ailelerimiz görüşe geldiğinde ellerimize cop ve kalaslara vuruyorlardı ve şişkin ellerimizi görmesin diye öne almamızı istemiyorlardı arkadan bağlamamızı istiyorlardı. Görüşten çıktığımızda ise koğuşa kadar yerde sürünerek götürüyorlardı koğuş kapısında da sıra dayağı çekiyorlardı. O askerlerde ne insanlık ne de acıma duygusu yoktu."

"Diyarbakır askeri cezaevinde 73 kişi hayatını kaybetti"

İşkencelerden dolayı onlarca insanın hayatını kaybettiğini ve birçok kişinin verem hastalığına yakalandığını aktaran Yalçınkaya, "Benim koğuşumda Cuma Karakurt adında Şanlıurfalı bir amcamızın mahkemesi vardı dönüşte bu insanı döve döve koğuşa getirdiler. Cuma amca, 10-15 dakika sonra kalp krizi geçirdi. Gardiyanlara ne kadar seslendiysek de oralı olmadılar. Koğuşumuzda Vanlı bir doktor vardı branşı değildi ama müdahale etti fakat Cuma amcayı kurtaramadı. Gözümüzün önünde vefat etti. Ayrıca baskılardan dolayı direnen onlarca insan vefat etti. Ölüm orucuna girip 58-60 gün kalan insanlarda öldü koridorda götürürken kafasına kalas gelen insanlarda öldü, tecrit ve hücre denilen bölümde de işkenceler sonucu ölenler oldu. Ben cezaevinden çıkana kadar 73 kişi Diyarbakır 5 nolu askeri cezaevinde hayatını kaybetti, kalanlar da yüzde 50’nin üzerinde verem hastalığına yakalandılar. Bunlardan bir tanesi de benim verem oldum. 3 defa mide kanaması geçirdim ve Filistin askısından dolayı sol omzumda çatlak vardır." İfadelerini kullandı.

Yapılan askeri darbenin ne ülkeye ne de halka hiçbir fayda sağlamadığını aksine düşmanlık tohumları ektiğine vurgu yapan Yalçınkaya, "Darbe ülkeyi sosyo-ekonomik olarak çöküşe götürdü. Ülkeyi dünya içerisinde rezil etti. Hala ülke sosyo-ekonomik olarak, adalet hukuk olarak, dünya ülkeleri içerisinde yerini tam almamışsa bunun bir nedeninin de 12 Eylül faşist darbenin ürünü olduğunu düşünüyorum." dedi.

40 yıl önce yaşadığı işkenceleri unutamadığını söyleyen Yalcınkaya, "Şu an da 60 yaşındayım 12 Eylül’ü konuşuyorum 20 yaşında çektiklerimi şu dakika da bile yaşıyorum ve çekiyorum. Bizler yakıldık kurban edildik bizlerle birlikte bu ülkenin haysiyeti, şerefi, onuru, gururu, adaleti ve ekonomisi heba edildi. Bundan sonra çocuklarımızın ve torunlarımızın darbeleri yaşamalarını istemiyoruz." şeklinde konuştu.  

"Bir iyileşme beklerken sürgüne ve sefalete sürüklendik"

Yalçınkaya, cezaevinden çıktıktan sonra 90’lı yıllarda köylerinin yakıldığını ve cezaevinde gördüğü işkenceden sonra sürgün hayatı yaşadığını batıya göç etmek zorunda kaldığını söyleyerek son olarak şunları kaydetti:

"Bir iyileşme, bir düzelme beklerken bizler sürgüne ve sefalete sürüklendik. Bu zulmü bize reva görenlere 12 Eylül faşist darbesinin generalinden erine kadar hiç birisine hakkımızı helal etmiyoruz ve ahiret gününde de iki elimiz yakalarında olacak. Helal etsek insanlığımıza, imanımıza hakaret etmiş sayılırız. Kenan Evren öldü gitti, öbür dünyada hesabı sorulacak. Sadece Diyarbakır zindanında 73 insanı katletti, diğer zindanların sayısını bilemiyorum ama devlet kaynakları bunu biliyor. 10 binlerce insanı sakat bıraktı ve iddia ediyorum 10 binlerce sinide Kenan Evren dağa çıkarttı."  (Mehmet Aslan-İLKHA) 

 

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ak Parti Belediye başkan aday adayları belli oldu
Ak Parti Belediye başkan aday adayları belli oldu
Türkiye’nin Yüzde 39’u Kan Şekerini Ölçtürmüyor
Türkiye’nin Yüzde 39’u Kan Şekerini Ölçtürmüyor