Advert
YAZAR MEHMET DİNÇ İLE RÖPORTAJ
Metin Aydın

YAZAR MEHMET DİNÇ İLE RÖPORTAJ

Bu içerik 984 kez okundu.
Reklam

YAZAR MEHMET DİNÇ İLE RÖPORTAJ

 

Yazar Mehmet DİNÇ; ziyadesiyle demlenmiş öyküleriyle, edebiyat dergilerinde ismini duyurmuş, ‘tek derdi yazıya ve okumalara daha fazla vakit ayırmak’ olan bir kalem insanı. Kıvamını bulan kalemini, yaşadığı coğrafyanın hassasiyetleriyle harmanlayan Mardinli Yazar Mehmet DİNÇ; “ruhen dünyalıyım” dediği bir yerden damıttığı öykülerini, "Devrik Badem Ağacı" isimli öykü kitabıyla taçlandırdı. Ava Yayınları tarafından çıkan bu ilk öykü kitabının (Devrik Badem Ağacı ) ve yazarı Mehmet DİNÇ’in yolu açık olsun.

 

Hazırlayan: Metin AYDIN (biblohayat@hotmail.com)

 

 

-Mehmet Dinç kimdir?

Bir insanın kendini tanımlaması kadar zor bir şey yoktur kanımca. Bu soruyu kendime yıllarca sordum. Ben kimim? Bedenen Mardin’de doğdum. Üniversite eğitimimin dışında, okul eğitimlerimi Mardin’de aldım. Kısa süreler dışında hep bu kentte yaşadım, yaşıyorum. Ruhen dünyalıyım. Din, dil, ırk ayırımı gözetmeden, herkese ve her şeye insani çerçevede yaklaşan bir insandır Mehmet Dinç.

 

-Yazarlık hikâyen nasıl başladı?

Klasik bir cevap olacak ama hep yazdım. İlkokul dönemlerimden beri hep bir şeyler karaladım. Tabi ilk başlarda yazar olacağım düşüncesi ile yazmıyor insan; en azından benim için öyleydi. Yine de yazma çabası bir yerden sonra şekillenmeye, bir disipline oturmaya başladığında bir farkındalık oluşuyor yavaş yavaş. Edebi metinlerin bir kurgu dünyası olduğunu anladığımızda bir sırra eriyoruz aynı zamanda. Bu bilincin oturduğu zamanlara gittiğimde, lise yıllarında yakalıyorum kendimi.

 

-Sence yazar kimdir? Ve yazarın toplumla ilişkisi nasıl olmalıdır?

Yaşar Kemal, Sabahattin Ali, Nûreddin Zaza, Fakir Baykurt, Sholokhov, Sadık Hidayet gibi toplumcu gerçekçi yazarlara baktığımda, kuram olarak yazdıklarımı onlara yakın görürüm. Bu noktada yazar öykülerinde bazen tanrısal anlatıcı olsa da bana göre yaşadığı toplumun bir bireyidir. Gündelik yaşamın içindedir. Toplumdaki bireyler gibi yaşanan olayların tanığıdır. Bazen de o kargaşanın içindedir. Fakat bir bedenin sinir uçları gibi toplumun karşılaştığı sıkıntıları kendince yorumlayabilme yetisine sahiptir; ya da bunu kendine görev edinir. O sebeple yazmaya ve okumaya büyük zamanlar ayırma ihtiyacı duyar. Dışarıdan bakıldığında, yazarın toplumdan kopuk olduğu gibi bir algı oluşsa da yazarın toplumdan kopmak için özel bir çaba içinde olmadığını düşünenlerdenim. Tek derdi yazıya ve okumalara daha fazla vakit ayırmaktır; bunun sonucu olarak da böylesi bir çabanın içinde kaybolurken, zaman denen tartımın ruhunda açtığı geniş boşlukların farkına varamıyor çoğu zaman…

 

-Öykü kitabın (Devrik Badem Ağacı) nasıl oluştu?

Yazmak bir yaşam tarzı haline gelmişse, eni sonu gidilecek duraklardan biri de yazdıklarınızın kitaplaşması oluyor galiba. Belki de süreç oraya götürüyor insanı. Yazının sırrına erme çabası, dipsiz, karanlık bir vadinin derinliklerine inmek, orada kaybolmak gibi sıkıntılı ve göze alınması gereken bir bedeldir kanımca. Murathan Mungan, yazının bu çile dolu yollarına ‘bilginin laneti’ der. Bu duygudan hareketle, ilk başlarda bir dergide, bir internet sitesinde yayımlanan yazıların çok da kalıcı bir yerde durmadığını zamanla anlıyor insan. Oysa zahmetli yollardan, sancılı zamanlardan, dünyanın gürültüsünden kopuşlarla bir yazı birikimine sahip olduğunu en çok yazarın kendisi biliyor. Böylece yazılarınızın bir yerde toplanmasını istiyorsunuz. Sanırım en iyi toplanma yeri de kitap. Devrik Badem Ağacı’nın oluşum süreci yılların birikiminin vardığı bir sonuç diyebilirim.

 

-Her biri ince elenip sık dokunmuş öykülerinin beslendiği membayı anlatabilir misin?

Öncelikle yazabilmek için iyi bir okuyucu olmanın gerekliliğini düşünenlerdenim. İbn-i Haldun “Coğrafya kaderdir,” der. Bir örnek verecek olursam iki defa Avrupa’da birkaç ülkeyi gezme fırsatım oldu. Orada yaşamın akışı içinde insanlar izlendiğinde kendi ülkelerinde yaşanan toplumsal olaylardan çok bireysel-duygusal durumlarla meşgul oldukları gözlemlenebiliyor. Yaşadığımız coğrafyada ise genel olarak tersi bir durum söz konusu, insanlar daha çok toplumsal olaylar üzerine kafa yoruyor. Bu duygular, insanın yaşadığı coğrafyadaki öncelikleri ile ilgili bir durum galiba. Bu örnekleme yazara da yansıyor bir yerden sonra. Dokunduğumuz, kıyısından geçtiğimiz ya da etkilendiğimiz olayların kurmaca metinlerimize etkisi bir hayli fazla. Bu yönüyle çevremdeki yaşananları gözlemlemek, öykülerimin çağrışımını yaratıyor. Üstelik bugün yaşadığımız coğrafyada geçtiğimiz evreleri, daha önce geçirmiş ülkelerin, o dönemlerdeki edebiyatlarından haberdarsanız, bu size yeterince ipucuveriyor ve doğru yolda olduğunuzu destekler kanıtlar sunuyor.

 

-Öykü kitabınla ilgili nasıl tepkiler alıyorsun?

Şu ana kadar iyi dönütler oldu. Geç bile kalınmış diyen edebiyat dostları da var bunun yanında. Sosyal paylaşım sitelerinde öykülerden cümleler paylaşan okuyucular oldu; bu da beni yazdıklarıma dair fazlasıyla umutlandırıyor. Aynı zamanda yükselen beklentilere karşın sonraki kitaplar için motive olmamı sağlıyor.

 

 

-Bu ilk kitabını okuyacak okura ne söylemek istersin?

Öncelikle kitabımı edinme teveccühünü gösterdiklerinden dolayı teşekkür eder iyi ve keyifli okumalar dilerim...

 

-Yaşadığın coğrafyayı baz alıp; sanat ve edebiyat hakkında neler söylemek mümkün?

Okumak ve yazmak kesintiye uğramıyor belki ama bunun yanında edebiyat ve sanat etkinlikleri yaşananlara koşut olarak kesintiye uğruyor çoğu kez. Söz gelimi bir edebiyat söyleşisi yapmak göze alınamıyor. Bir yazarı davet etmek, bir imza günü düzenlemek, bir resim sergisi açmak, bir müzik dinletisi yapmak tat vermiyor.  İnsanların yaşam mücadelesine dair kaygıları -ki belki haklı bir kaydı- bu olumsuz durumun meydana gelmesinde büyük bir etken. Oysa sanatın tüm kötü gidişatı durduracağına olan inancım en sıkıntılı zamanlarda bile gerilemedi.

 

-Türkçe okuyup yazan; çok dilli bir kimliği de olan bir yazar olarak, çok dilli olmanın sizdeki karşılığı nedir?

Dil bilincimin oluşmadığı dönemlerden şu ana kadar hep yazmak istedim. Bununla birlikte sizinle ergen çağa giren, bir gençlik yaşayan, olgunlaşan uzun süreli bir yazım serüvenine sahipseniz ve edebiyatı hangi dil ile kurmuşsanız onunla ilerlemek kaçınılmaz hale geliyor. Öte yandan çok dilli bir coğrafyada yaşamanın avantajını görebiliyorum.

 

-Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı? Teşekkürler.

Bir yazar sorumluluğuyla, bu söyleşi için bana zaman ayırdığınız için asıl ben teşekkür ederim...

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Sanal Şiddetin En Yaygın Olduğu Ülkeler Belli Oldu
Sanal Şiddetin En Yaygın Olduğu Ülkeler Belli Oldu
Kızıltepe’de Mevlid-i Nebi etkinliği düzenlenecek
Kızıltepe’de Mevlid-i Nebi etkinliği düzenlenecek