Advert
Kadıncık…
Mehtap Tumrik

Kadıncık…

Advert

MEHTABİYAT

 

KADINCIK…

Sevenler oldu… Hem de uçlarda… Ama hiç birinin sevdası bu kadar saf, içten, beklentisiz ve masum ol(a)madı…

Evine kiracı olarak girmiştim. Ve farkında olmadan hayatına da…

Kimilerine göre “yarım akıllıydı” Ama gönül gözüyle gören aklı; en mert, zeki geçinene bin basardı!..

Ahh Hüseyin(cik)!..

Evlenmiş, ağabeyi(rivayete göre) eşiyle basılmış, o da psikolojik sorunlardan biraz farklılaşmıştı(?)

Farkı; daha çocuksu, daha sevgi dolu, daha düşünceli kılmıştı onu.( En azından bana karşı)

İşitme engelli babası, zihinsel engelli annesi, fettan yengesi ve beş çocuğu ve hayatını(sözde) karartan ağabeyi ile aynı çatı altında yaşıyordu Hüseyin…

Anne ve babası ile sürekli çatışma halindeydi; konu neydi, neyin derdindeydiler bilinmez, Hüseyin’in acı acı haykırışları, ağlamaları tırmalardı kulaklarımı çoğu zaman…

Üst kattaki daha sıyırık Laz hatunla her gün papaz oluyorduk. Nasıl olmayayım; HER GÜN, HER SAAT halı, kilim silkelenir mi HER balkondan?!..

Sanırım apartmanda bir aklıselim ben vardım.(Ya da ben kendimi öyle görüyordum o curcunada)


Hüseyin’in ailesiyle kaldığı “çöp dolu” dairenin karşısındaydı dairem… Daire dediysem; gecekondudan biraz halliceydi… Evin içinde halen Hüseyinciğin eski eşyaları muhtelif yerlerdeydi…

”Al bunları” dedim, “Olmaz! Bence başka bi yer bul kendine, sığaman kendi eşyalarınla” diye yol yöntem gösterdi ilkin…

Tamam, oldu;

Zar zor ev bul emlakçıdan, kefil bul, bir yıllık kontrat yap, borç harç ev taşı, yerleşecekken “He ya, başka bir yere taşınayım, Hüseyincik doğru söylüyor” diyeyim!..

Klozet kapağını değiştirtmek, eve Amerikan mutfak istemek kadar koymuştu, babası Ömer Amcaya… “Tadilat ve dekorasyonla evin pespayeliğini kamufle girişimim –kendimce-sonuç vermiş, “sweet” olamasa da “home home”” moduna gelebilmişti…

En azından; içine girip, dış dünyaya kapımı kapatacağım bir sığınağım vardı…

İşe gidip gelirken ayaküstü konuşurduk Hüseyin’le…

Hep ayağında naylon terliği, üzerinde kapri şortu olurdu. Apalak yürüyüşü, bir de o masum gülüşü vardı…

Ufak tefek tamirat için gelirdi eve. E kolay mı, koskoca komutanın motosikletini bir tek o tamir edebilmiş ve kocaman bir “aferin” almıştı…

Benim gibi solak eliyle kırardı, dökerdi bir taraftan da telkinde bulunurdu bana “ Bak üzülme, babam yenisi pahalı diyo ama ben param olunca alacam yenilerini. Şimdi de yeni gibi yapıyom zaten, yeter ki sen üzülme bi de başka yere gitme, ben varım tamam mı?..”

….

İlk kışı geçirecektim o evde. Güneş almıyordu. Kızımla soba alsak mı, uğraşabilir miyiz muhasebesi yaparken yine süper Hüseyin yetişti imdadımıza. Hemen evinden kullanmadığı sobayı ve boruları getirdi. Kurdu sobayı ama ‘üzerinde çay içme’ şartıyla…

Odun almıştım ama nerden buldu, topladı bilinmez, elinde bir çuval ansiklopedi ile belirdi “ Al, yak bunları, üşüme” dedi yine tebessümle. İçindekilerin kitap olduğunu görünce, “Hayır, onlar yakılmaz, kıyamam ben dedim” Benim kitaba gösterdiğim hassasiyeti o da bana gösterdiğinden “Sen yak bunları bişey olmaz, bende daha çok var.” Dedi safiyane bir edayla…

Manava girmiş ezik, bereli sebze ve meyveyi para yerine almaya razı olmuştu. Ve kapımda belirip “ Al bunları ye, vitaminsiz kalma!” telkiniyle, elindekilerin aksine “tertemiz, taptaze yüreğiyle” yine beni şaşırtmıştı…

Kapının arkasından, gizliden seslenirken sarf ettiği sözleri ve bana hitabını halen buruk tebessümle yâd ederim: “Kadıncık aç kapıyı, tamirlik bi şey var mı, bi de çay içelim…”

Evet, adım “Kadıncık” kalmıştı… Onun aşk sözcüğüydü, “aşkım, kadınım”ın ondaki karşılığıydı… Bir başkası söylese canına okurdum ama ona…

Bir gün kapı çaldı, açtım. Elinde kocaman bir kartonla daldı mutfağa. İnce yolluğu kaldırıp, altına serdi kartonu. Bir taraftan da “Üşüme!.. Bak şimdi daha sıcak olacak ayağının altı, tamam mı?” diye ekledi.


Kızımla göz göze geldik; gülelim mi minnet mi duyalım, bilemedik…

Sonra sobanın başına geçip, üzerindeki çaydan bir fincan doldurdum… İşte o zaman daha fazla uzatmadan kendince konuya girdi : “ Ne güzel de mi, biz ne güzel anlaşıyoz senle… Biz evlensek ne güzel olur de mi? Çok mutlu oluruz Valla. Ben seni hiç üzmem. SENİ DENİZDEKİ BALIK GİBİ MUTLU EDERİM!..”

“Seni, denizdeki balık gibi mutlu ederim…”

O daracık fanusunda, okyanustaki enginliği hayal edip, el ele yüzmek istemişti kadıncığın kahramanı…

Şaşkın gülüşümü de “Evet, olabilir” olarak algılamış olmalıydı ki, o günden sonra “namusu” oldum Hüseyinciğin… Daha bir kollar, korur oldu… Elleriyle balkonda mangal yapma isteğini yineledi sabah akşam…

Bu arada fettan yengesi, olur da Hüseyin’le evlenirim mal-mülk bölünür diye feveran etmeye başladı ve tokat gibi yanıtımı aldı…

“Beni kendin gibi mal için evlenip, seri üretime geçecek bir zavallı zannetme!.. O yarım akıllı dediğin adam senden de yedi ceddinden de akıllı!.. Canımı da sıkıp durma, sırf sen hasedinden öl diye evlenir, seni de kapı dışarı ederim, ona göre!..”

Ben çıkana dek bir daha da karşıma çıkamadı havası kaçan fettan yenge…

İş dönüşü geçtiğim yer yerde Hüseyincik beliriyor, adım adım takip ediyordu. Birileri akıl veriyor olmalıydı: “Oğlum kadın süslü püslü, bakmaz sana bu kılıkta. Git üstünü başını derle, topla” diye… Zira üzerinde ikinci bir ten gibi olan giysileri artık yoktu Hüseyin’in ve o da ne? Parfüm kokuyordu kahramanım…

Ama heyecanı ve takibi hep aynıydı. Bir gün kasabın önünden geçerken, içeride aynadan beni gördü ve konuşmak isterken camekânı unutup, küt diye yapıştı cama…

….

Başı ağrıyordu sürekli… “Kafamda bişey var, babama diyom, doktora götürmüyo!” derdi ara sıra.

….

İkinci yılın sonunda, taşınma kararı aldım. Annemin evinin alt katına taşınacaktım. Hüseyinciğe söylemedim… Ona söz vermemiş, masum duygularıyla oynamamıştım. Hatta ona “Ben artık evlenmem” demiştim kaç kez. Ama o kadıncığını kazımıştı bir kere ağrıyan beynine ve kanayan yüreğine…Ve denizdeki balık gibi yaşatacaktı, kararlıydı!..

Taşındım… İki sokak öteye. Parasız çalıştığı manava yakındım. Orayı yeniden mesken tutmuştu, beni görebilmek için... Posta kutumda ne bulsa, uçarak getirip, balkonun altından “Kadıncık, bak ne getirdim, önemlidir dedim. İyi yaptım de mi?..” derdi…

Ve son kez “Düğünümüz var” işlemeli beyaz bir havlu ile geldi… Balkondan uzattı bana ve Türk filmlerindeki “Tülbendini, boyun bağını yâre veren âşık” gibi boynu büküktü…

Gitti…

Bir ay sonraydı…

Annem eczacıdan duymuş…

Hüseyin(cik) ÖLMÜŞ!..

‘Onu solduran sancı beyninde mi, yüreğinde mi, ya da her ikisinde miydi?’ bilinmez ama

Artık ümidini kestiği kadıncığı olmadan, tek başına açılmıştı OKYANUSA!..

Ve ardında bıraktığı kadın(cık) bu satırları yazarken bile ona ağlıyor…

….

Kadıncık seni unutmadı, unutmayacak asil KAHRAMAN!..

Bekle beni okyanusunda,

Söz!..

Bu kez temelli geleceğim yanına!..

(15.04.2013)

DİĞER YAZILAR
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Bu Besinler Unutkanlığa İyi Geliyor
Bu Besinler Unutkanlığa İyi Geliyor
Depresyon tedavisinde egzersiz şart!
Depresyon tedavisinde egzersiz şart!