Advert
Dişlerinin arasında fırtınadan kum taneleri
M.Mahsum Oral

Dişlerinin arasında fırtınadan kum taneleri

Bu içerik 143 kez okundu.
Advert

Dişlerinin arasında fırtınadan kum taneleri


Bizim buralarda hayat, ya birbirini tekrar eden, birbirine benzer günlerle geçer, ya da öyle bir gün olur ki tüm dünya ona odaklanır…

Bilge diye ilginç bir ismi olan Kürt köyünde yapılan katliam, medyada töre cinayeti olarak vurgulanıyor çoğu kez.

Töreyi özümsemiş ve onu savunan bir insan olmamakla beraber, törenin bir takım “kurallar ve ilkeler dizisi” olduğunu söyleyebilirim.

Ve törenin yapısı oluşturulduğunda, o törenin değer yargılarında dini motiflere rastlamak oldukça mümkündür.

Müslüman-Sünni insanların benimsemiş olduğu törel kurallarda, namaz kılmakta olan biriyle kanlı bir hesaplaşma eylemine teşebbüs etmek, kabul edilebilir bir şey değildir.

Töre; aynı zamanda gebe kadına ve yeni doğmuş bir bebeğe husumet beslemeyi de öngörmemiştir…

Bunu Kolombiya’da veya Tanzanya’da yaşayan biri olarak değil, Mardin’de törel ritüellere tanık olan biri olarak söylemek gayet mümkündür…

Töre mantığını biraz yorumlamak gerekirse şöyle bir örnek verilebilir.

Töreye göre bir kişinin işlediği bir cinayet, aynı zamanda o kişinin geniş ailesini (Aşiretini) de kapsayan bir eylemdir.

Öldürülen kişinin geniş ailesi de, bu yapılan cinayetin kendisine yapıldığını kabul eder ve davaya müdahil olur.

Bu daha çok öldürülen kişiye yüklenen bir anlam olmaktan ziyade, öldürülen kişinin akrabalarının“çevreye karşı korumaları gereken aile prestijiyle ilgili duyarlılıklarıdır”

Çünkü bu cinayet karşısında gerekli olan tavır geniş aile tarafından sergilenmediğinde, buna benzer olayları sık sık yaşayabileceklerini düşünürler.

Haliyle bu gösterilecek tutumun sertlik dozajı, o aşiretin “sözlü arşivine” eklendiği için, ileriki bir zamanda başka bir aşiretle yaşayacakları problemde, bu tavır “referans” olarak gösterilmektir.

Törenin ve çevrenin dokusunu uzun yıllardır iyi tahlil ettikleri için, “akil adamlar, ihtiyar heyeti, kanaat önderi” sıfatlarına hak kazanmış kişiler, yasal yollardan yargılanması bitmiş olan davanın “sivil çözümü” için araya girmek isterler.

Çünkü kendilerini tatmin edecek ve çevreye karşı saygınlıklarını kaybetmeyecek şekilde herhangi bir çözüm bulunmadığı takdir de, öldürülen kişinin ailesi, katilin hapsi boylamasıyla yetinmeyeceklerdir.

Akil adamlarında kendilerine göre bir arşivi olduğu için, en zor şartlarda ve davalarda meseleleri atmosferin kriterlerine göre adilane bir şekilde uzlaşıya taşıyanlar tercih edilir.

Ve en önemlisi şu ki davayı çözümlemek amacıyla müdahil olan bu akil adamlar veya kanaat önderleri “öldüren kişinin bu cinayeti işlerken, daha sonra öldürülen kişinin ailesiyle görüşme olanağı payının bırakıp bırakılmadığına büyük ölçü de dikkat ederler”

Adamı öldürme şekline göre davanın seyri değişebiliyor…

“Adam ölmüş şeklini ne yapacağız” dememizin önünü engelleyen bir “ölüm şekli” dönüp dolaşıyor ekranda.

Böyle bir davaya katılacak olan o uzman kişiler “törenin bütün kaynakçalarında ve özgeçmişinde böyle olaya rastlayamayacakları için” meseleye yanaşmayacaklardır!...

O yüzden bu yapılan katliama hiçbir töre uzmanı kişiler bir değerlendirme yapamayacakları ve uzlaşı yollarını denemeyecekleri için, bunun töre cinayeti olduğunu vurgulamak oldukça yanlıştır.

Törenin savaş ve barış literatüründe olmayan bir mesele.

Yani sorun töre olsaydı, töre buna kendince çarede bulmuş olacaktı!

Bu coğrafyada yaşayan insanlar bir şiddet sarmalında soluk almaktadırlar…

Silahla, öldürmekle, kanla, taziyeyle tanışıklığı olan insanların yaşadığı bir hayat söz konusu…

Bunun yegâne nedeni de “Çözüme kavuşturulmayan Kürt meselesidir”

İşsizliğin ve ekonomik bunalımın içinde yaşayan gençler ordusunun yıpranan ömürlerinin yine “Kürt meselesiyle” ilgisinin olması gibi…

Panzer taşlamayı “PlayStation” oyunu sanan çocukların kırılan kolunun sorumlusu olan “Kürt meselesi” gibi…

Bu insanlara bir “sorunun” üzerine “operasyon hazırlığıyla gitme” formülü öğretildiği için, silahla çözüm aramaları neden acayip karşılanıyor?

Hayat bir hafta sonra burada yine normale dönüşecek…

Sizler için anormal olan normalimize…

Sancıların bir hafta sürmesinin nedeni de, katliamın işleniş tarzı ve öldürülenlerin sayısı…

Bu kadar duyarsız oluşumuz sizi şaşırtıyor değil mi?

İnanın bizde 30 yıl önce ilk kez tanık olduğumuzda oldukça şaşırmıştık…

Sonra alıştırılıyor insan…

Son söz:

Öykünün bir yerinde duvarda asılı bir silahı yazmışsak, o silah öyküde patlamalı… (Anton Çehov)

mahsumoral47@hotmail.com

07.05.2009

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Eklem Ağrılarınızla Vedalaşın!
Eklem Ağrılarınızla Vedalaşın!
Türkiye’deki Ortalama Yaşam Süresi 78,1
Türkiye’deki Ortalama Yaşam Süresi 78,1