Advert
Kardeşim sana yalan söylediler…
M.Mahsum Oral

Kardeşim sana yalan söylediler…

Bu içerik 127 kez okundu.
Advert

Kardeşim sana yalan söylediler…

 

Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum hiçbirinizle dövüşemem siz ne derseniz deyiniz benim bir gizli bildiğim var...

Turgut Uyar.

 

Yaygın tabirle Kürt sorunu, şahsi kanaatime göre Türk sorunu olan bu mesele, -şuanda olduğu gibi- üzerinde o kadar çok konuşuldu ve yazıldı ki sorunun asıl merkezinden uzaklaşıldı.

Uzaklaşıldıkça muhataplar arasına giren uçurum mesafesi genişledikçe genişledi.

Anladığım şu oldu, bir şey çok konuşulduğu ve hiçbir çözüme varmadığı zaman, senin en son konuştuğun şey kesinlikle ilk yola çıktığın değildir!

Sanırım su gibi berrak olan bu mesele bilinçli bir halde bulandırılmak istendi.

Bu sistematik çalışma haliyle meyvesini verdi. Verdi ki, şuanda Kürt meselenin ülkenin batısındaki yansıması, Kürt ile Türkün bir arada yaşama sorunsalı olarak anlaşılıyor.

Bunun için zaman zaman yapılan açıklamalara kulak vermek kâfi…

Ülkenin batısında, karakaşından ve kara gözünden senin doğulu olduğunu anlayan vatandaşın yapmayı farz bulduğu açıklaması bu örneklerden biridir.

“Muhtemelen onun askerde iyi anlaştığı ve halen görüştüğü bir Kürt arkadaşı vardır veya komşusu Kürt biridir.”

Ama aralarında öyle bir mesele yoktur, fakat nasıl oluyorsa televizyonlarda çatışma haberlerini görüyordur ve buna akıl erdiremiyordur…

Nedir oradaki adamların bu ülkeyle derdi!…

Doğru ya, ona göre onunla aynı camilerde namaz kılmış, birbirimizden kız alıp vermişiz, bu ülkeyi birlikte kurmuş, etle tırnak gibiyiz…

Bu ülkede Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Ermenisiyle kardeşiz.

(Son zamanlarda bu nakarat memleketin topçusundan- popçusundan tutun herkesin dilinde)

Öğretilmiş olan bu çözümlemenin dışında kimsenin pek bildiği bir şeyi yoktur.

Hep böyle öğretilmiştir.

Birileri bu adamlara-kadınlara Türkün dışında saydığın bunca “Kardeşin” aslında bu ülkenin yasalarına göre yaşamıyorlar ve hiç yaşamamışlar, yoklar ve hiç var olmamışlar, ama gerçekte onlar hep vardılar, bir gece vakti uzaydan ufolarıyla bu memleketin doğusunun kıyısına gecekondu yaptırmadılar ve onları var eden değerlerin başında dilleri, o dil ki türkü çığırmaya, şiir okumaya, ağıt yakmaya, sohbet etmeye yarardı ve onların varlıklarını simgeleyen bir de isimleri vardı, isimler ki birbirlerini tanımaya, birbirlerini çağırmaya yarardı ve onların kimlikleri vardı, “belki bir Türkün dünyaya bedel olması kadar değildi ama yetiyordu nihayetinde” fakat senin bu kardeşlerine sen de bir Türksün, değilsen bile kendini öyle hisset, zamanla göreceksin ki aslında sen de bir Türksün, ha olmadı biraz daha dişini sık zaman her şeye çaredir, mutlaka olacaksın, ama son tahlilde öyle olamıyorsan bu senin hissiyat zayıflığından kaynaklanan bir problemdir, bu hissiyat zayıflığını rehabilete etmek içinde sana cici cici zindan kliniklerini hizmete açtık, birkaç seans sonunda bu iş tamamdır!” dayatması uygulandı dediği zaman, haliyle sorun çıkıyor.

Herkesin Müslüman olduğu, herkesin Türk olduğu bir ülke imgesiyle bu kadar yoğrulmuş bir insana söylenen bunca yalandan sonra, gerçeği ne şekilde aktarmak mümkündür?

Yalanın bas bas bağırarak, gerçeğin fısıltı şeklinde söylendiği ülkede haliyle yalan kulağa daha aşinadır.

Bunu ifade etmenin aracı olarak silahlar konuşturuldu, yıllarca hiç susmadan hem de.

Silahlarda yorulur, sözcükleri tükenir…

İşte bu durumda insanın insanla konuşarak sorunu çözümleme aracı olan siyaset devreye girer… Geç kalınmış ama yapılacak bir şey kalmamıştır oysa…

Fakat yıllarca kendisi dışında hiçbir varlığa “söz hakkı tanınmamış olan silah” konuşa konuşa gevezeleştiği için, artık süresiz olarak susmayı kabul etmez…

Konuşmak ister, yeni sözcükler bulduğuna bizi inandırarak…

Ama konuştu mu dur durak bilmeyen tanıdıklarımız vardır ya hani!

Hani sen konuşurken, seni dinleyeceğine, anlamaya çalışacağına, konuşma sırasının ne zaman kendisine geleceğini düşünüp sabırsızlanır ya, hani senin söylediklerin de havaya karışıp, bir anlam ifade etmez ya onun nezdinde…

İşte bu silahta öyle bir tanıdığımız!

Söz sırasını ona verdiğimizde sanmam artık susacağını!...

* * *

Tüm farklılıkların sözde telaffuz edilmekten çıkıp, özde yaşaması, kimlik-din-mezhep-düşünce özgürlüğünün demokratikleşmiş bir ülkede inşa edilmesi için siyasi araçların kullanılması herkes için en olumlusu olacaktır.

Siyasi kanalların tıkanması bu huzur ortamının inşaatına dinamit olacaktır.

Bütün yasaklamalara rağmen Demokratik Toplum Partisinin siyasi arenada kalması ve Sayın Ahmet Türk’ün barış ve huzur inancına devam etmesi bir Kızıltepeli olarak dileğimdir.


Mahsumoral47@hotmail.com

14.12.2009


Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Geçen Yıl 3 Bin 218 Kişi Trafik Kazalarında Yaşamını Yitirdi
Geçen Yıl 3 Bin 218 Kişi Trafik Kazalarında Yaşamını Yitirdi
Bu Besinler Boğaz Ağrısına İyi Geliyor!
Bu Besinler Boğaz Ağrısına İyi Geliyor!