Advert
Diyarbakır Tüyap Kitap Fuarından İzlenimler…
M.Mahsum Oral

Diyarbakır Tüyap Kitap Fuarından İzlenimler…

Bu içerik 141 kez okundu.
Advert

DİYARBAKIR TÜYAP KİTAP FUARINDAN İZLENİMLER…


Birçok yayınevinin ve yazarın katıldığı Tüyap kitap fuarı gerçekleştiği mekânda bolca mürekkep ve kâğıt kokusu bırakarak geçip gitti…

Görüştüğüm yayınevi yetkilileri, Diyarbakır ve çevre illerden gelen okurların ilgisinden memnun olduklarını söylediler…

Kitaplarını çıkardığınız bazı yazarları “neden davet etmediniz?” soruma, bölgeye ilk defa gelmiş olmaktan dolayı bazı tedirginlikler yaşadıklarını, bu yüzden bir problem çıkabileceğini düşündüklerini belirttiler.

Ama tedirgin olmaktan dolayı davet etmedikleri yazarlarını gelecek fuar için getirteceklermiş.

(Merak etme canım, onlarda tıpkı senin benim gibi insan)

Hadi hayırlısı…


Gün içerisinde art arda düzenlenen edebiyat-siyaset konulu paneller oldu.

Hepsine değinmek isterdim ama “vaktimiz” yetmeyecek.

Siyasi panellerdeki söylemlerin stokları tükenecek gibi olmadığı için edebiyata değinmek daha faydalı zannımca…

Gözüme çarpan birkaç ayrıntıyı paylaşabilirim…


Gidersen…

Ahmet Telli, Hicri İzgören, Şükrü Erbaş şiir dinletilerine katıldılar.

Ahmet Telli’nin şu yamalı bohça olmuş “bölgede” gidersen yıkılır bu kent içerikli şiirler okumasını nedense hiç anlamamışımdır.

Yani düşünüyorum da kadın gitse bile, bu kentlerin yıkılacak neleri kalmıştır acaba?

Şükrü Erbaş’ın, efsanevi Kürt şairi Cigerxwîn’in “gulfiroş” şiirini bir Yozgatlı olarak Kürtçe gırtlak yapamadan okuması, Gülen cemaatine bağlı yurt dışındaki okulların her yıl düzenledikleri “Türkçe olimpiyatlarında” Endonezyalı çocuklara “Üsküdar’a gider iken” şarkısını okuturken meydana gelen manzarayı anımsattı…

Neyse düşünmek güzeldi…

İzgören halen “herkesin bir parça faili olduğu maktul” kıvamında yaşıyor…


Dostlar beni hatırlasın!

Oya Baydar, yeni çıkan “Kayıp sözün izinde” adlı kitabıyla ilgili konuşmak için paneldeydi, Oya ablasını dinleyicilere “Kürt Dostu” özelliğiyle tanıttı yazar Şeyhmus Diken…

Bildiğim kadarıyla şu “Kürt Dostluğu” son zamanlarda bir istismar piyasasına dönüşmüş.

Hem bizim dostlarımız, yolları düşerken buralara yani “taziye evimize” uğrayan bir avuç insan…

Birkaç antropolog, yönetmen, şair, yazarçizer, toplumsal cinnet uzmanı…

Beyefendinin matematiğinde sakat bir durum var.

Şimdi şu koca ülkeden, bu bir avuç insanı çıkardığımızda, bu mantığa göre geriye kalanlar “Kürt Düşmanları” mı oluyorlar?

Hiçte iyimser bir tablo değil!


Kaç dakika kaldı zilin çalmasına?

Ailesinin her ferdiyle birlikte onlarca eser sahibi olan dil uzmanı akademisyen sayın Celîlê Celîl’in, Cigerxwîn’i konu aldığı konuşmasında, daha önceden hazırladığı metinlerden başını kaldırmadan verdiği panel, herkes için teneffüs zili dört gözle beklenen soğuk bir dersti…


Bizi bir sen anlarsın…

Ez ê yekî bikujim adlı kitabını imzalamak için gelen Firat Cewerî verdiği panelde benim sorduğum “neden başka bir milleten, başka kişiler tarafından çevrilmek yerine, hep aynı kişi tarafından çevriliyorsunuz, bu acaba bir sektör haline mi geldi?” soruma, “Muhsin Kızılkaya arkadaş beni iyi anlıyor” yönlü bir cevap verdi…

Ya keka, bahsettiğin zatı muhterem zamanında rahmetli Mehmet Uzun’u da en iyi anlayan kişiymiş ki onu da yine kendisi çeviriyordu. Yüce Allah, Şu popüler Kürt yazarlarını en iyi anlama kabiliyetini hep bu arkadaşın üzerine mi boca etmiş?

Bir de şu dikkatimi çekiyor bazı Kürtçe yazan yazarları dinlerken…

Kürtçenin kendileriyle bir milat yaşadığını düşünmeleri oldukça enteresan bir durum.

Mesela insan bazen bir şehrin en eski sakinlerinden olduğunu belirtmek için, mahallenin yenisi olan arkadaşına karşıdaki evleri ve mağazaları işaret ederek, “biz buraya yeni taşınırken aha şuraları hep boş araziydi” şeklinde coğrafik bilgi verir.


Bütün kızlar toplandık!

En büyük ilgi hem panele katılım açısından hem de imza kuyrukları açısından İskender Pala içindi.

Salonda boş sandalye bulamayan gençler, özellikle kızlar, Pala’nın konu aldığı Divan şiiri ve aşk adlı paneli dinlemek için ayakta dakikalarca beklediler.


Söz uçar, yazı kalır…


Kürt edebiyatının geleceği konulu bir panel veren yazar Selim Temo, Türkçe yazan bir yazarın Türk dil kurumuna harfiyen bağlı kalmadan edebiyat yapması gibi, Kürt edebiyatında da bir dil bilimcinin kurallarına veya bir gramerin sınırlarına takılıp kalmadan edebiyatın yapılabileceğini söyledi. Kürtçe yazılan her metnin Kürtçe için bir kazanım olduğunu söyleyen Temo, öncelikle edebi açıdan belli bir doyuma ulaşmanın önemine değindi.

William Shakespeare’nin sonelerini İngilizceden Kürtçeye çeviren yazar Kava Nemîr katıldığı panelde, bu eser için on altı yılını verdiğini ve Kürtçeye daha çok çeviri kazandırmak için çalışacağını söylemesi takdir edilecek bir çabaydı zannımca…


Türkiye’de demokrasi, kimlik çatışmaları, sosyalizm, Kürt sorunu, anayasa tartışmaları, eşitlik gibi konular hakkında düzenlenen panellere konuşmacı olarak, Baskın Oran, Ahmet İnsel, Osman Özçelik, Emine Ayna, Ahmet Tulgar, Altan Öymen, Ömer Laçiner gibi isimler katıldılar.


Netice: Hepimiz kardeşmişiz. Bu nikâh kıyılamazmış.


Yayınevi stantlarında kitaplarını imzalayan yazarlar arasında; Füruzan, Orhan Miroğlu, Altan Tan, Ali-Ahmet Nesin kardeşler, Ronî War, Aydın Şimşek, Sevan Nişanyan, Hicran Aslan vardı…


Not: Bu yazı aynı zamanda günlük gazetesinde yayınlanmıştır.

30.05.2010


Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Geçen Yıl 3 Bin 218 Kişi Trafik Kazalarında Yaşamını Yitirdi
Geçen Yıl 3 Bin 218 Kişi Trafik Kazalarında Yaşamını Yitirdi
Bu Besinler Boğaz Ağrısına İyi Geliyor!
Bu Besinler Boğaz Ağrısına İyi Geliyor!