Advert
Xalo sen kimlerdendin!
M.Mahsum Oral

Xalo sen kimlerdendin!

Bu içerik 200 kez okundu.
Advert

Xalo sen kimlerdendin!

 

Dikkatinizi çektim mi bilmem ama bizim Kızıltepe Ekspres sitesinde yazar arkadaşımız Mahmut Semen’in bir yazısı üzerine Mardin Milletvekili Sayın Abdurrahim Akdağ, avukatı aracılığıyla yayınlanması için bir tekzip metni göndermiş.

 

Kişiler üzerinden yürütülen tartışmalardan haz etmem ve olabildiğince “yazı” denilen sihirli

değneği “kişilere” bulaştırmak istemem!

 

Ancak şu şark siyasetini genel bir perspektifle değerlendirebiliriz.

 

Kızıltepe menşeli olarak Mardin milletvekilleri denilince zihnimdeki “algıyı” şöyle tanımlayabilirim;

 

*Toplumla gerçek anlamda bir bağ kuramamış, kendi çevresiyle sınırlı kalabilmiş,

 

*Memlekete her geldiğinde herhangi bir köyde kabilesiyle birlikte “goşt û birinç-et-pilav” tüketebilme kontenjanını sonuna kadar kullanmış

 

*Mecliste veya ulusal basında “akılda kalabilecek kadar “ bir gündem belirleyememiş, kendi

gündemini ülkenin orta yerine koyamamış

 

*“Xal û xwarzê, ap û birazê, dayı-yeğen-” mekanizmasından yakasını bir türlü sıyıramamış, vatandaş tarafından sadece yeşilkart takibi için telefonu aranmış

 

*Kendisi Ankara’dayken ergenlik yaşındaki oğullarının memlekette “vekâleten” milletvekilliği yaptığı

 

*Memleketin sanat, kültür, edebiyat hakkı kavramı için kılını kıpırdatmamış

 

*Engelli bir vatandaşın gözünden bu memlekette yaşayabilme kabiliyetini sorgulayamamış

 

*Gençler ve kadınlar için hiçbir orijinal fikri olmamış

 

*Kendisini ancak Salı günleri “parti grup konuşmasında” parti başkanını alkışlarken görebildiğimiz

 

*Kürt meselesi, gayrimüslimler meselesi, alevi meselesi, yeni bir anayasa meselesi, faili (malum) meçhuller hakkında tek bir kelime etmişliği görülmemiş

 

*Şunun tayini, bunun ataması, bunun sürülmesi, öbürünün ödüllendirilmesiyle enerjisini heba edip durmuş

 

*Yazın ve kışın Allah’ın emriymiş gibi kesilen ve hayatı bize zehir eden elektrik sorunu hakkında elini taşın altına koyamamış

 

*Bu memlekete bir istihdam kapısı için bir anahtar olamamış bir adet vatandaş geliyor aklıma…

 

 

Sizin aklınıza neyin geldiğini bilemem ama…

 

Söz konusu sayın vekilimiz hakkında bir iki kelam etmek gerekirse, hatırlayanınız var mıdır bilemem ama (dilerseniz internetten bakabilirsiniz) başbakan yardımcısı Bülent Arınç her ne kadar olumlu açıklamasından hemen sonra ( Kürtçenin yaşamın bütün alanlarında kullanılabilecek kadar bir medeniyet dili olmadığını, Türkçenin hepimize bolca yettiğini” söylemiş olsa da, bir ara insafa gelip “Kürtçenin önündeki engellerin kaldırılmasından ve isteyenin bu dilden eğitim alabileceğinden, bunun insani bir hak olduğundan” bahsetmişti.

 

İnsanların yüreğine su serpmişti.

 

Hemen akabinde Mardin milletvekilimiz “Arjantin’in Türkiye büyükelçisi” kıvamında bir açıklama yaparak “Biz, Kürtlerin kimlik ve dil haklarını tanıyacağız ve saygı duyacağız” şeklinde bir beyanda bulunmuştu. (Dileyen bunu da internetten araştırabilir)

 

Bizler ve Kürtler… İlginç gelmişti bana. Yani bahsettiği Kürtler kimdi, kendisi kimdi, onun dili İspanyolca, bizimkisi Kürtçe miydi, düşünüp durdum.

 

Garip bir durum anlayacağınız, birinin kendi inkârcısının tarzıyla, lügatiyle konuşuyor olması benim tuhafıma gitmişti.

 

Bir diğer gariplik şu oldu, Roboskî (Uludere) katliamını duymayanınız yok.

Sayın vekilimiz, onca çocuk ölüsü gözümüzün içinde inatla dururken, sanki yolda bir trafik kazası olmuş, biri diğerinin ön farını kırmış da, o da tesadüfen oradan geçen bir vatandaş olarak orta yolu bulma fikrini ortaya atan biri gibi bir açıklama da bulunmuştu.

 

“Ön farı kırılan adama kardeşim bak bu adam “hatalıysa” çağırırsın trafik polisini şayet zararın kasko kapsamındaysa problem olmaz, ama baktın ki cebinden ödeyeceksin, şu arkadaş da herhalde vicdan sahibi biri, çıkarır öder masrafını, böylece konu tatlıya bağlanır, gürültü patırtı da olmaz” mantığıyla bir şeyler anlatmıştı.

 

Yani ben bağırmadan, çağırmadan, bardak kırmadan, tribünlere oynamadan, çıkıp, o karın üstünde cansız bir şekilde savrulmuş onca çocuğun acısıyla ciğerinin yanmasını ve yanan o ciğerin ateşiyle bütün sorumlulardan hesap sormasını isterdim kendi vekilimin.

 

Ama o kadar çocuk bir hiç uğruna vurulmuşken “ bir hata varsa, yani şuan belli değil ama diyelim ki varsa, yahu zaten insan dediğin de aslında biraz hatalı bir ürün” gibi akla ziyan dolambaçlı sözler sarf etmek, o çocukların anısına yakışan bir tavır değildi.

 

Şimdilik kendisinin iki hayati konu da gösterdiği tepkilerini ele aldım.

(Mirov di govendê de nizani bê çawa dilîze) Kişi halayda nasıl oynadığını bilmez, izleyen bilir şeklinde bir atasözümüz var, bazen dışarıdaki bir göze önem verilmesi gerektiğini düşünürüm.

 

Sorumluluklar ağır, ülke desen deli kuyusu, insanlar kaygılı ve yaşamın kendisi gittikçe güçleşiyor, bu durumda hepimizin bir empatiye ihtiyacı var.

Her eleştiri yazısı için bir adet avukat devreye girerse bu şekilde bir arpa yol alınmaz.

Her vatandaş kendi vekilinin karnesini dolduran öğretmenidir.

Okulun ilk döneminde genelde öğretmenler biraz acımasız olur ve şöyle bir not düşer, “ara tatilde çalışmalarına ağırlık vermelisin”

03.03.2012


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Eklem Ağrılarınızla Vedalaşın!
Eklem Ağrılarınızla Vedalaşın!
Türkiye’deki Ortalama Yaşam Süresi 78,1
Türkiye’deki Ortalama Yaşam Süresi 78,1