Advert
Havuz Problemi!
M.Mahsum Oral

Havuz Problemi!

Bu içerik 195 kez okundu.
Advert

HAVUZ PROBLEMİ!

Bu köşemdeki yazılarımın toplamından “normalleşmeye yönelik bir talebin” özeti çıkar.

Başka da değil.

Çünkü hepimizin kanına işlenmiş olan tepkisizliğin ve duyarsızlığın rahatlığı, gittikçe “anormal” alanlarımızı genişletiyor.

Amacım kimseye nasihat vermek veya bazılarının yaptığı gibi “doğru bir yaşamın” rehberliğini yapmak değil elbette.

Kendi şahsımdan başlayarak memlekette alıp başını gitmiş “tişt pê nayê” fantezimizi biraz sorgulatabilmeyi düşünüyorum hepsi bu…

Konumuz şu;

Yüksek miktarda parasal bir kaynağın harcandığı, uzun bir zamanın ayrıldığı, yoğun bir enerjinin sarf edildiği, birçok insana “kendini sınama ve bir şeyleri kazanabilme” alanının verildiği ve yerli yatırımcıların öncülük ederek açmış oldukları bir alışveriş merkezinin yüzme havuzunda yüzerken “görülmüş” olan iki kadının suçu delillerle sabitlendiğinden bir açıklama yapma gereği duymuş bir “sivil toplum örgütü”…

Genel itibariyle her konuda sınıfta kalmış Türkiye medyasının kötü bir “yerel kopyası” olmaya çabalayan ve çalışanlarının bir kısmı yakinen tanıdığım insanlardan oluşan, bir haber sitesi de, bu açıklamayı “wey rehma xwedê li gora miriyê we be” dercesine, yüreğine su serpilmiş vaziyette “ sonunda namusumuzu temizleyen bir yiğit çıktı” başlığıyla haber haline getiriyor.

Bu iki arkadaş ne içiyorlarsa aynısından alayım!

Çünkü bir insanın kafasının bu kadar güzel olmasının mutlaka vardır bir nedeni!..

Derdimiz kadınların havuza erkeklerle birlikte girip girmeme meselesi değildir. Benim öyle bir gündemi tayin etme durumum yok.

Ancak “demokratik bir reaksiyon” olarak adlandırılan bu basın açıklaması metninin dili, üslubu, niyeti, amacı “kazın ayağı hiçte öyle değil” deyimini çağrıştırdı.

Merak edeniniz varsa gidip okuyabilirsiniz bu “cihat çağrısını”…

Evet yapılan şey tek kelimeyle budur.

Delici, kesici, artık Allah ne verdiyse topu tüfeği sırtladığınız gibi bu alışveriş merkezinin önünde toplanıp gireni çıkanı “linç ediniz” demenin “demokratik soslu” daveti yapılmıştır.

Çünkü Türkiye’de medya ve devletin sponsorluğuyla birlikte bu tip “linçlerin” yaşandığını ve daha sonrasında resmi ağızlardan “vatandaş hassasiyeti-duyarlılığı” açıklamasının yapıldığına da şahit olmuşuzdur. Dileyen Bursa-Sakarya-Balıkesir-Samsun’daki Kürtlerin yaşadığı bu dramı anımsayabilir. 19 yıl önce Madımakta yaşandığı gibi…

Bu bir hedef gösterme, kendi ideolojisini şiddetle kendisi gibi olmayana ya da olmadığını düşünene dayatma, onu ötekileştirme ve yargılama ile infaz etme hakkını kendinde görme algısıdır.

Verilen karardan sonra, söz konusu mekâna ayak basan herkesin peşinen “ahlaksız” olduğu, şayet ailecek gidilmişse aile reisine ahlak limitini aştığı için “bonus” verileceği de emredilmiş durumdadır.

Bilginiz olsun.

***

Bir de şöyle bir durum daha var.

Kendileri dışında, herkesin kendileri hakkında-kendileri adına bir kamyon laf ettiği bir millet varsa o da Kürt milletidir.

Çünkü her zaman birileri bu halk için neyin iyi neyin kötü olduğuna önceden karar vermiş, neyi verip neyi vermeyeceğini de onlara danışmadan karara bağlamış.

Bugün kendi etnik aidiyetlerimizi nasıl yaşayıp, onu nasıl ifade edeceğimizi başkalarının ağzından duymaktayız.

Bu arkadaşlar da “bu halkın nasıl ahlaklı veya nasıl ahlaksız” olacağıyla ilgili düşünüp taşınmışlar, nihayetinde bize bir ahlak şeması çizmişler.

Biri dilimizi veriyor, öteki bize yaşam hakkı veriyor, öbürü ekmek veriyor, diğeri törelerimizi film yapıp acılarımızı anlatıyor, başka biri de bize “herhalde bizde noksan olduğunu fark etmiş olmalı ki” ahlak veriyor.

Yani bu kadar üzerlerine titreyen ve düşünülen bir millet kıvamında güllük gülistanlık yaşıyoruz… Buna rağmen kimse bize yaranamıyor!

***

Bu hastalıklı düşüncenin varabileceği en tepe noktanın ne olduğunu düşündüm de bir ara…

Canlıları “eril” ve “dişi” olarak keskin bir şekilde birbirinden ayırmış olan bu mantığın imkanları, araç ve edevatları el verse, göldeki, denizdeki bütün balıkların “erkek ve kadın olarak” iç içe olmamaları ve birlikte yüzmemeleri için, bir ayırım yapıp hudut belirlerler.

Ben bu işe en azından şimdilik akvaryumlardan başlamalarını öneriyorum.

Bir de kıyamet gününde suların yükseleceği, her yerin sular altında kalacağı rivayet ediliyor.

( sonuçta bunu Allahtan başka bilen olmaz)

Bu kadar titiz olan bu arkadaşlara Allah uzun ömür verirse ve o güne denk gelirlerse, milyarlarca kadınla aynı havuzda boğulacaklar!.. (Mantıken-bilimsel olarak öyle olması gerekiyor çünkü)

İnsanın korktuğu başına geliyor… Neylersin…

Kimseyle dalga geçmiyorum. Gündemimizin kendisi gayri ciddi ve şirazesinden çıktığı için ortama ayak uyduruyorum.

Çünkü kendisini bu memleketin duyarlı bir sivil toplum örgütü olarak isimlendiren bu bünyenin, bence kendisini sınayacağı birçok alanı var Kızıltepe’de…

Henüz kadın ve erkeklerin “ayrı ayrı” gidebilecekleri umumi bir tuvaleti olmayan bir memlekette, demokratik tepki göstermenin bende hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.

Elektrik kesintilerinden dolayı her yazı cehennem gibi yaşayan bir memlekette “Tek bir kelime ettiğini duymadım” bu ağabeylerin…

Bir çok yeteneğin heba edildiği ve hiç fark edilmeden “körelmeye” mahkum edildiği bir memlekette oturup insanların nasıl ahlaklı olacağından dem vurmak bana samimi gelmiyor.

Tepemiz; insanların birlikte çay içip dinlenecekleri güzel bir tesis olabilecekken, önce onu tellerle çevirip herkese yasaklayıp, sonra da şantiye alanına çevrilmesine herkesin sessiz kaldığı bir memlekette, konu belden aşağı oldu mu herkesin “sosyolojik tespit” yapması bana anlamsız geliyor.

Çok sık bir şekilde gençlerin intiharla yaşamlarına son verdikleri ve buna rağmen kimsenin “bunu tartışmaya-konuşmaya” açmadığı bir memlekette “insani çıkışlar” yapmak midemi bulandırıyor.

Bu yazın sıcağında hiç birimizin kapısında bir hayvanın ihtiyacını karşılayacak bir kap su yokken, “insanları duyarlılığa” davet etmenin hiç bir gereği yok.

Yıllardır bu topraklarda insanların neden öldüğünü ( ve birçok cinayetin din adına işlendiği iddia edilmişken) ve neden ölümlerin devam ettiğini oturup tartışalım sevgili dernek yöneticileri.

Bir nesil telef oldu… ve oluyor…

“Mazlum bölge halkı” demişsiniz. Kim ve neden bu halkı mazlum etti, mağdur etti?

***

Bizim bu taraklarda bezimiz olmaz, biz “havuzcuyuz” arkadaş! diyorsanız, oturup en azından bir havuz problemi çözün, belki matematiğe bir katkınız dokunur.

Mahsumoral47@hotmail.com

05.07.2012

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Eklem Ağrılarınızla Vedalaşın!
Eklem Ağrılarınızla Vedalaşın!
Türkiye’deki Ortalama Yaşam Süresi 78,1
Türkiye’deki Ortalama Yaşam Süresi 78,1