Advert
Bu sahneyi tekrar çekiyoruz
M.Mahsum Oral

Bu sahneyi tekrar çekiyoruz

Bu içerik 146 kez okundu.
Advert

Bu sahneyi tekrar çekiyoruz

 

Yerel basının Ramazan ayı boyunca bizleri bol bol iftar yemeği haberleriyle taciz etmesinin ardından, köşemdeki yazımın eskidiğini fark ettim.

Gerçi yazılması gereken her şeyin bir bakıma yazıldığını ve eklenecek pek yeni bir şeylerin olmadığını, sadece bir tekrarın etrafında dönüp dolaştığımızı düşünüyorum.

Karamsar bir tablo çizimi yaparak, memleketin genel atmosferini arabeskleştirmek gibi bir niyetim yok ancak bazen “söylesen tesiri yok, sussan gönül razı değil” manasında bir hissiyat oluşuyor insanda.

Toplum mühendisliği yapmaktan olabildiğince kaçınarak, hepimizin katkısıyla meydana gelen bazı “anormal” durumları dilim döndüğünce bu köşede dile getirmeye çalışıyorum.

Çünkü yazarak, dile getirerek, işaret ederek, dikkat çekerek, teşhis ederek, eleştirerek bazı şeylerin daha saydam olabileceğini düşünüyorum. Bunun neye tekabül edeceği hakkında henüz bir fikrim yok.

Memleketin bir inşaat kaosu haline geldiğini, çok ani ve hızlı bir şekilde betonlu bir yükselişin engellenemez bir noktaya ulaştığını sanırım sizler de fark ediyorsunuzdur.

Bu şekilde sürüp giden bu betonlu yükselişte, bir şehrin bürüneceği manzarayı düşünen oluyor mu acaba? Her tarafı bir şantiye alanına dönmüş olan bu memlekette, yetkili birimlerin vermiş olduğu izinler ve ruhsatlar bir şeffaflık ve ekolojik bir hassasiyet içeriyor mu?

Şehrin dört bir yanında göz açıp kapatıncaya kadar bitme noktasına gelen bunca binanın yanında bir yeşil alan payının bırakıldığını

göremiyor insan. Bulduğu her boş arsaya beton diken insanların bu memlekete tam olarak neyi sağladıklarını bilen var mı?

Büyüyor muyuz, gelişiyor muyuz?

Ben hormonlu bir şekilde büyüdüğümüzü düşünenlerdenim. Onca göç almış ve nüfusu gün geçtikçe çoğalan bir şehirde elbette ki her şey olduğu gibi durmayacak, mevcut yapılar ihtiyacı karşılamayacak, dolasıyla yeni talepler olacaktır…

Ancak bu ihtiyacın pratiğe dökülmesi, çocukların sosyal alanını, yeşil alanı ve mimari bir estetiği hiç hesaba katmadan mı meydana gelecek!...

Kısacası bir şehirde yaşayan insanların ihtiyacı; örülecek dört duvarın, binilecek bir asansörün çok ötesindedir.

Ne bir yeşil alanı, ne bir çocuk alanı ne bir estetiği olan binaların gözümüzün içine sokulması, olsa olsa bir şiddet biçimidir bence.

Sitemizde son günlerde Kızıltepe’de intihar vakalarının gün geçtikçe çoğaldığını belirttik ve bu vakaların büyük bir kısmının çocuklardan oluşmasının dikkat çekici ve düşündürücü olduğunu dile getirdik.

Bu vakaların halen yaşandığını ve nedense bununla ilgili bir kamuoyunun oluşmadığı fark ediyoruz.

Çünkü acının ve şiddetin normalleştiği bir bünyenin içinde yaşıyoruz.

Ayrıca memleketimizin kendi çapında küçük bir kovboy kasabasına dönüştüğünü, eline silahı alanın “özgürlük” meydanında özgürce etrafa “şiddet” saldığını görmekteyiz.

Bir sorunu çözümleme, onu bir çareye bağlama anlayışımızın şiddet içerikli olması yabancısı olduğumuz bir şey değildi.

Bugün bir dilin kabulü bile binlerce insanın ölümüyle tartışılıyor.

Bu tip sokak ortası çatışmaların yoğunlaşması, sıradanlaşması, “normalmiş” gibi görünmesi “hastalıklı” bir boyuta ulaşıyor maalesef.

 

Son zamanlarda belediyemizde bir revizyon meydana geldi.

Memleketin soluk borusunun yukarıda belirttiğim şekilde tıkandığı bir durumda, yeni atanmış olan belediye başkan vekili arkadaşımızın gelir gelmez derin Ortadoğu analizli mesajlar vermesi bana garip geldi nedense…

Çünkü bu memlekette yaptığın işin dışında, her şeyi yapabilirsin geleneği hüküm sürmekte.

Yani terziysen terzi dışında her şeysin ama terzi değilsin!...

Senin vermiş olduğu ruhsatlardan dolayı, koca bir memleket 10 kişilik dolmuşa 50 kişinin bindiği görüntüsünü yaratmışken, birbirine yapışıp kalmış onca bina rahatlıkla birbirinin balkonuna girebilecekken, yapılan onca binanın en üst katına çıktığın halde görüş mesafesi sıfırken, görebildiğin tek şey karşında dikilmiş kocaman bir binayken, yaptığın parkları devrettiğin işletmeciler her haliyle müşteriye hizmet konusunda sınıfta kalıyorken, boşalmış olan eski hastane binasının bu memleket için faydalı bir yer olması konusunda gerçek anlamda bir gündem tayin edememişken, buna önayak olamıyorken, yapmış olduğun KÜLTÜR-SANAT adı altındaki kurumlarının şuana dek nasıl bir kültür ve sanat akımı ve eserleri çıkarttı sorusuna henüz bir cevap veremiyorken, Kızıltepe’de üç ayda bir çıkan ve sadece Kürtçe diliyle edebiyat içerikli yayın yapan bir dergiden haberin yokken, Ortadoğu analizleri yapmak hangi mantık ve vicdan ölçüsüne sığmaktadır?

Düşünmek lazım…

Son olarak Mardin basınına bir iki kelam etmek isterim…

Birileri bu memlekette “haberciliğin, gazeteciliğin” üstadı ve öncüsü olduğu iddiasıyla çıkar ve memlekette açılmış olan bir alışveriş merkezinin havuzunda kadınların da yüzmesini “rezalet ve kepazelik” olarak görür ve bunu haber yapar, dini bir derneğin yapmış olduğu açıklamayı “bende aynı fikirdeyim” niyetiyle kendi yorumunu da katarak sitesine ekler, aynı site “rezalet” olarak gördüğü yerin reklamını alır ve sayfasının en üst köşesine koyar!

Bu nedir?

İnanın tanımlayamıyorum…

Ergenlik çağındaki Kızıltepeli bir çocuk, internette gördüğü her güzel sürreal resmi kendinin çizdiğini iddia ederek, facebook da paylaşıp, arkadaşlarını da buna inandırarak kendince eğlenmeye çalışıyor.

Bizim Mardin basınına başvurup bu büyük yeteneğinden dolayı Oxford üniversitesinden burslu okuma daveti aldığını, ancak annesinin o daveti yanlışlıkla tandırda yaktığını anlatıyor.

Buna atlayan değerli basınımız, çocuğu ulusal medyada günün popüleri haline getiriyor… Ta ki o resimlerin Avrupalı kelli felli ressamlar tarafından yapıldığını öğrenene kadar…

Arkadaşım kafanız neden bu kadar güzel?

İnsan o yaştaki bir çocuğa senin atölyen nerede, bunların taslakları nerede, bunca profesyonel resim malzemesini nereden alıyorsun, kimden ilham alıyorsun, diye bir şey sormaz mı?

Neyse…

30.08.2012


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Eklem Ağrılarınızla Vedalaşın!
Eklem Ağrılarınızla Vedalaşın!
Türkiye’deki Ortalama Yaşam Süresi 78,1
Türkiye’deki Ortalama Yaşam Süresi 78,1