Advert
Linç Kültürü
M.Mahsum Oral

Linç Kültürü

Bu içerik 147 kez okundu.
Advert

Linç Kültürü

Son zamanlarda yerel basınla ilgili yazdığım yazılara ağırlık verdiğimin farkındayım. Çünkü bunu kendimce bir gereklilik olarak görüyorum. Yaşadığımız ülkede herkesin çözmek için bir sürü yalan uydurduğu/uydurmak zorunda kaldığı hak ve hürriyetler “sorununa” (hak ve hürriyet talebi nasıl bir sorun oluyorsa artık) derinlemesine baktığınız zaman, meselenin bunca acıya, trajediye ve enerjiye mal olmasının altında medya parmağını görmeniz imkânsız değildir artık…

Çünkü bu merkez medya; sınırda kaçakçılık yapan köylülerin katliama maruz kalmasına “eylem hazırlığındaki teröristler” demekten sakınmamış, görünürde sivil olarak duran siyasete müdahale etmiş asker için “paşa fena kızdı” manşetlerini atmakta bir sakınca görmemiş, Anadolu’dan görünüm adı altında saatlerce yerde sere serpe dizilmiş ölü bedenleri teşhir etmekten utanmamış, kendi anadilinde şarkı söylemek istediğini ifade eden sanatçıya “vay şerefsiz” deme ahlaksızlığını göstermiş, bu topraklarda bedenleri parçalanarak öldürülen çocuklara bir haber değeri yüklememiş bir medyadır. Bu medya doksanlı yıllarda bu şehrin sokaklarında her gün onlarca insan en olmadık işkencelerden ve ölümlerden geçiyorken, İstanbul’daki bir ekmek fırınının arka tezgâhındaki hamam böceklerini gece yarısına kadar gerilimli müzikler eşliğinde kendisine malzeme edinip, bu düzeyde program yapan adamı memleketin en dürüst, en cesur, en ilkeli adamı haline getirecek kadar kör ve sağır bir medyadır.

Bizim yerel basınımız da dönüp dolaşıp bu merkez medya diline meylediyor.

İnsanları sigara ve alkol bağımlısı olmaktan kurtarmak için bu iki maddenin zararlarını anlatan propagandalar yapmak, bununla ilgili etkinlikler düzenlemek, sigara ve alkolü bırakmak isteyen insanlara psikolojik destekler sunmak gibi faaliyetleri olan ( ya da benim öyle düşündüğüm) Yeşilay derneğinin Mardin şubesi, oturduğu yerde sıkılmış olacak ki yanına da “badisini yani Mardin medyasını” alarak tehlikeli bir gidişattan dem vurmuş.

Bu arkadaşlara göre Mardin’de kurulan üniversitede okuyan gençler parklarda sere serpe uzanıyorlar, el ele tutuşuyorlar ve öpüşüyorlarmış. Velhasılıkelam yetkililerin ( kim olduklarını söylememişler ancak polis ve ahlak zabıtaları oldukları kesin) bu gidişata bir dur demeleri ve acilen önlem almaları gerekirmiş.

Bu “hadiselerin” cereyan ettiği mekânları da sıralamaktan geri durmamışlar. Görevini yapacak güvenlik güçlerine yardımcı olmak için herhalde.

Ve not olarak yetkililere şu öneri de bulunmuşlar (bakın bu sizin göreviniz, biz kendi gözlerimizle gördük ve size ilettik, gereğini yapmazsanız sonuçları vahim olur) demişler.

Bazen kendi kendime bu adamların malzemesi bu kadar, böyle bir düzeyle uğraşmaya değmez diyorum. Ancak bir “hedef gösterme” durumunu gördüğüm için susamıyorum.

Arkadaşım… Konumuz insanların el ele tutuşmasını, öpüşmesini, sarılmasını tartışmaya açma meselesi değil… Benim takıldığım şey, bir düşüncenin, yaşam tarzının, fikrin, zihniyetin kendisini ifade etme üslubu ve biçiminin neden bu kadar şiddet taşıdığıdır.

Benim anlamak istediğim şey, bu dilin ve ifade üslubunun neden böyle olduğudur. Yani bir yanlış olarak gördüğün şeye temas etmen neden böyle “hırçınca ve öfkeli” oluyor.

 

Senin dünya görüşüne aykırı olan bu durum karşısında, bütün Mardin halkını “toplu bir linç törenine” davet etmen, el ele tutuşan insanların oturdukları çay bahçelerini, sokak ve park isimlerini vermen ve halkı tedbir almaya çağırman, bunu yerel medyanın da desteğini alarak yapman, böylece yan yana oturan her çiftçi potansiyel olarak “linç kurbanı” haline getirmen hangi aklın ürünüdür?

Bunun birçok adı var “hedef göstermek, linç tertipletmek, tetikçilik yapmak…”

Sizin medeniyet, uygarlık, farklılık, zenginlik sembolü olarak gördüğünüz/ yazdığınız Mardin’de hoşnut olmadığınız bir durum karşısındaki tutumunuz bu mu olacak her defasında… Eline basın açıklamasını alan her dernek her defasında “halkı duyarlılığa” davet etmek mi edecek? Görevlilere mi seslenecek, olmazsa biz icabına bakarız tehdidi mi savuracak?

Dil bu şiddet dili mi olacak, fikrini ifade aracı “güvenlik güçleri” mi olacak?

Yetkililere çağrı da bulunmuşsunuz, hadi o “yetkililerin” yetkilerini size verdik?

Gereğini yapın dediğiniz gerekler neler olacak mesela?

a) Kırbaçlamak

b) Taşa tutmak

c) Park ve bahçelere kitleler halinde baskın yapıp linç başlatmak

d) Belediye araçlarıyla “el ele tutuşmak yasak, sarılmak yasak, öpüşmek yasak” anonsları yapmak

e) Artuklu üniversitesi seminer salonunda “el ele tutuşmanın ve sarılmanın zararlarını anlatan” sinevizyon gösterimi yapmak, paneller yapmak

f) Çiftlerin başına birer zabıta dikmek, kontrol sağlamak…

 

Bu gereği yapılsın söylemi oldukça yoruma açık bir ifade çünkü.

İnsan merak ediyor doğal olarak. Önlemden kasıt nedir acaba diye…

Son olarak bizim işgüzar basınımız şöyle bir not ekliyor haberin sonuna…

Uzmanlarda bu konuda aileleri uyarıp dikkatli ve hassas davranmalarını istedi.

Reklamlarda görmüşsünüzdür, bir adet gözlük ve bir adet beyaz önlük giydirilen her adam otomatikman “bilim adamı” sıfatına erişip söz konusu diş macununu test edip, onayladıklarını belirtir. Adamın hangi üniversiteden, fakülteden, hangi branştan olduğunu bilmezsiniz, adı sanı da yazılmaz, ama uzmandır neticede. Testi nerede yapmış, kaç tane deneyden geçirmiş, kaç kişi teste katılmış bilen yok. Ama neticede test edilmiştir işte. Öyle denilir…

Bu arkadaşların “uzman” dedikleri kimler, nerededirler, nasıl uzman oldular bilen yok, ancak uzmanlarda bu konuda bizimle aynı fikirdeler demekten geri durmamışlar.

Hayal âleminde yaşıyorsunuz vesselam…

Bakın arkadaşım bu memlekette, sokakta ve parkta hiçbir kızın elini tutmamış, öpüşmemiş, namazında niyazında, cumasında olan, gayet iyi giyimli ve memleketin idari kademelerinde görev yapan kelli felli bir düzine adam, 14 yaşında bir kıza “parklarda ve bahçelerde oturan çiftlerin şuana dek yapmadıkları” şeyleri yaptılar.

Üniversite açıldı Mardin bozuldu edebiyatınızı gidin başka yerde yapın…

31.10.2012


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Eklem Ağrılarınızla Vedalaşın!
Eklem Ağrılarınızla Vedalaşın!
Türkiye’deki Ortalama Yaşam Süresi 78,1
Türkiye’deki Ortalama Yaşam Süresi 78,1