Advert
Kadınlar, kabileler ve medya
M.Mahsum Oral

Kadınlar, kabileler ve medya

Bu içerik 139 kez okundu.
Advert

Kadınlar, kabileler ve medya

 

İnsan şöyle bir bakınınca, dört tarafının “yaşam koçlarıyla” çevrili olduğunu fark ediyor.

Mardin valimizin 8 Mart Dünya Kadınlar günüyle ilgili yaptığı açıklamayı okudunuz mu bilmem ancak benim garip bulduğum bir hadiseydi…

“Kadınlar baba evlerini ziyarete gittiklerinde ( yani sözün özü, kadınlar sadece erkeğin bilgisi dâhilinde ancak baba evini ziyaret edebilirler) evin tadı tuzu kalmaz… Yemek pişmez, hijyen olmaz, ütü yapılmaz” şeklinde gelişen ilginç bir “kadınlar günü mesajı” okudum.

Gören de sanki aşçısının izne ayrıldığından dert yakınan lokanta sahibi sanacak.

Ayrıca yerel basınımızın manşete aldığı o veciz sözün de hakkını yememek lazım.

“İçkici, kumarbaz manyaklarla evlenmeyin!”…

Aile olmak, yuva kurmak maksadıyla yola çıkan kadınların gidip özel olarak eşlerini alkolik ve kumarbazlardan seçtiğini düşünmüş olmalı ki sayın valimiz, “beni dinlerseniz bu takıntınızdan vazgeçin, eşlerimiz illaki içkici ve kumarbaz olsun diye tutturduğunuz için haliyle her türlü şiddete uğramayı peşinen kabul etmiş oluyorsunuz” demek istemiş zannımca…

Bunun adı şiddetti gerekçelendirmek ve şiddete uğrayanı “müstahak” göstermektir.

Şiddetin kaynağını sadece içki ve kumar öğesinde çerçevelendirmek bana pek sağlıklı gelmedi.

Bu iki öğeyi savunduğum anlamına gelmesin sakın. Elbette ki içki ve kumar düşkünlüğü olan bir insanın aile düzeninde sağlıklı bir denge tutturması zordur… Ancak çok radikal kararlarla içkinin ve kumarın yasaklandığı, insanların onlardan uzak tutulduğu rejimlerin ve toplumların “kadına uyguladığı şiddetten” de haberdar olmak gerekir zannımca. Bu şekilde şiddetin kaynağını daha geniş bir açıdan ele alabilir insan.

Ayrıca kumar denilen şey, Yeşilçam filmlerinde görmeye alışık olduğumuz manzaraların çok ötesine geçmiş durumda… Yasallaşmış, vergiye tabii tutulmuş, reklamları görsel ve yazılı medyada dönüp dolaşan, insanların teşvik edildiği, kışkırtıldığı bir sektör haline geldi artık. Özellikle spor dünyası üzerinde kurgulanan oyunun kendisini bir bilgi ve kültür yarışması olarak düşünmüyorsunuz sanırım… Hepinizin bildiği gibi, piyangoyu tutturursanız o parayla bu kadar daire alınır, kiraları şu kadar olur, aylık banka faizi şu kadardır, buradan 5 liralık banknotlarla dizdiğiniz takdir de taaa Bulgaristan sınırına kadar gidersiniz şeklinde sürüp giden propagandanın kendisi ne oluyor acaba?

***

Geçenlerde Sabah gazetesi muhabiri olan bir hanımefendinin bir gezi yazısı gözüme çarptı. Meselemiz kişilerle değil de “algı ve zihniyetle” ilgili olduğu için adı şahsım için önemli olmayan bir “ağamızla” yaptığı söyleşiyi okuyunca şaşırdım tabiî ki… Tüm hayatını küçücük bir apartman dairesinde ve büyük şehir sıkışıklığı içerisinde yaşayan bir hanımın, uçsuz bucaksız bir ovanın sahibi olduğunu düşündüğü bir “ağayla” muhtemelen abartılı bir yemek eşliğinde yaptığı söyleşi “üçüncü dünya ülkesinden manzaralar” imajını doğurmuş. Söz konusu yazı, henüz keşfedilmemiş bir kıtadan izlenimler barındırıyor. Başka bir gezegenin haberlerini alıyoruz gazeteci hanımdan…

Malum “ağamız” kendisine uzatılan mikrofondan başlamış “tebaasını” anlatmaya… Hanlar, kabile ahalileri, araziler, işçiler, “navmalîler” alıp başını gitmiş yazı boyunca…

Bu neyin hırsıdır, neyin izahı, neyin tanıtımı anlamış değilim. Kızıltepe’deki yaşam “neolitik çağ” halini yaşamıyor, tarım ve yerleşik hayata yeni geçmiş değiliz… Ve artık “topluluklar, kabileler” döneminde değil “toplumların ve cemiyetlerin” konuşulduğu bir noktadayız.

Neden memlekete gelen gazetecinin, bize Avustralya’nın yerli kabilesi “Aborjinler” muamelesi yapmasına malzeme verilir ki?

İletişimde, ulaşımda, tarımda teknolojinin ulaştığı en üst düzeydeki araçları kullanırken, “kabile” muhabbeti yapmanın çelişkisini görmek gerekir bence. Bu güç gösterilerinin ve iktidar abartılarının hayattaki karşılığını sorgulamak gerekir? Yaşadığın ve ait olduğun yere kattığı nedir? Bu enerji neye dönüşüyor, yaşamı ne kadar güzel kılabiliyor? Hangi eserin altına imza atmana olanak sağlıyor?

İllaki aşiretini anlatmak, tanıtmak, geleneklerinden, geçmişinden ve bugününden günahıyla ve sevabıyla bahsetmek istiyorsan, bu konuyla ilgili bir araştırma ve inceleme çalışması yapabilirsin…

 

Belediye başkanımız Sayın Ferhan Türk’ün salıverilmesiyle birlikte, görevinin kendisine aide edildiğini duyduk. Bu geç ve olumlu bir gelişmeydi. İyi, olumlu ve güzel olan şeylerden o denli esirgeniyoruz ki, nihayetinde bize veriliyor olmasındaki “gecikme” bile bizi “ihya eder” hale getiriyor.

Yaşadığımız demokratikleşme durumunun özeti şimdilik bu.

Kızıltepe belediyemizin yapması gereken çok şey var. Şu mazlum edebiyatını bir kenara bırakmasını tavsiye ediyorum. Çünkü fazlasıyla ajitasyon artık biz de bir depresyon hali yarattı.

Açılması gereken trafiğe, daha temiz olması gereken sokaklara, aldığımız gıdaların denetlenmesine, halk otobüslerinin revize edilip çıtasının daha yüksek olmasına, herkesin kendi çapında “müteahhit” kesildiği bir memleket imajının gözden geçirilmesine, yeşil alan, çocuk alanı ve araç park alanlarının daha çoğalmasına, yapı denetimlerinin artmasına büyük derecede önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum…

Bunları yapabilecek ekibin gerekli ehliyete ve liyakate sahip olması gerekir.

Derdini ifade etmek, protesto hakkını kullanmak, bir problemi işaret etmek, bir şikâyetini dillendirmek, bir maksadını anlatmak için memlekette o gün çöp toplamayıp her yeri kirli bırakma projesi ve dâhiyane fikri kimindi bilemiyorum ancak, kullanılan “ifade aracının” çöp olması anlamsız ve siyaseten sıfırdı...

Bu yüzden memleketin idaresinde olan insanların ne ile kafa yorduğu/ yoracağı önemlidir.

14.03.2013

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Eklem Ağrılarınızla Vedalaşın!
Eklem Ağrılarınızla Vedalaşın!
Türkiye’deki Ortalama Yaşam Süresi 78,1
Türkiye’deki Ortalama Yaşam Süresi 78,1