Sevim Öğretmen ve Kızıltepe…


Bu makale 2013-11-14 00:01:53 eklenmiş ve 253 kez görüntülenmiştir.
Muhammed Ali Elalmış

Sevim Öğretmen ve Kızıltepe…

Bilgisayarın başında sonuçların açıklanacağı saati heyecanla beklemişti ve işte o an gelip çatmış ve sonuç ekranının açılmasını bekliyordu Sevim, yoğunluktan olsa gerek sayfa bir türlü açılmıyordu kalbi duracak gibi oldu birden. Nihayet sonuç sayfası tam karşısındaydı, kazandığını gördüğü anda mutluluktan nereye yerleştiğine bile bakmadan gayrı ihtiyarı bir çığlık atmıştı. Sonra dönüp şöyle bir baktı ekrana, Mardinin Kızıltepe denilen ilçesinde bir okula yerleştirilmişti. Artık öğretmen olmuştu Sevim, bunca sene verdiği emekler geldi gözünün önüne senelerce okumuş o kütüphane senin bu kütüphane benim ansiklopedi ve kaynak kitaplardan başını kaldıramadığı ve uykusuz geçirdiği günleri geceleri hatırladı bir ara ve derin bir oh çekti. “Nihayet yerleştim artık bir öğretmenim ve vatanıma faydalı olmak için çabalayacağım” dedi fısıltı şeklinde.


Sonra ekrana tekrar baktı Mardin ve Kızıltepe, Mardini daha önceden biliyordu lakin Kızıltepeyi ilk defa duymuştu acaba nasıl bir yerdi. Güneydoğuya gidecekti Medyadan hatırladığı kadarı ile orada terör vardı ve oranın halkı Kürttü, kendilerine Türkçeyi nasıl öğretecekti Sevim o bir sınıf öğretmeniydi ve muhtemelen birinci sınıf öğrencileri ile işe başlayacaktı, bu durumda çok üzülen Sevim şimdi bu insanların neden Ana dilde eğitim istediklerini daha iyi anlıyordu sanki, Birisi kendi memleketinde gelip kendisine Fransızcayı dayatsa ve "illa Fransızca öğreneceksin yoksa sana eğitim meğitim yok” dese ne kadar doğru olurdu acaba, birden içi cız etmişti.


Ne yapacaktı şimdi içinde sıcak bir şeylerin aktığını hissetti korku mu? endişe mi? anlayamadı. Her sokak başında silahlı şahıslar yüzlerine puşilerini geçirmiş onu bekliyordu sanki. Annesinin kendisini çağırması ile irkildi birden, endişeli bakışları ile annesine bakıyordu. Annesi ise çok sevinçli ve guruluydu lakin onun da içini bir endişe kaplamıştı. Sonra geçen sene mahallelerine taşınan ve Mardinli olduklarını bildikleri komşuları geldi akıllarına. Aslında hiçte silah kullanan insanlara benzemiyorlardı aksine çok efendi dindar mazbut bir aile idiler. Hem buralara gelen ve doğulu olduğunu bildikleri hocalara büyük itimat ediyorlardı, demek ki doğudaki insanlar çok dindardılar aslında ve kendilerine de hiç benzemiyorlardı. Ya iki sene önce mahallelerinden taşınan mevsimlik işçi gibi şalvarları ile ortalıkta dolaşan o cahil insanlara ne demeli… Sorular sorular sorular.


Bir kaç gün sonra. Kızıltepe otogarında otobüsten indiğinde şöyle bir çevresine bakındı, apartmanları ve insanlara şöyle bir baktı baktı baktı, çok şaşırmıştı. Aslında o hep tek katlı harap bitap binalarla karşılaşacağını zannediyordu. İşlemlerini bitirdikten sonra çarşıda şöyle bir gezineyim de daha iyi tanıyayım şuraları dedi ve dolaşmaya başladı. Lakin buraların kendi memleketinden bir farkı yoktu. Kızlı erkekli guruplar, çarşının ortasındaki parkta oturmuş olan insanlar, esnaflar hiç birisinde silahlı kovboy tipi yoktu, hepsi cana yakın insanlardı bunların. Gittiği her yerde yabancı olduğunu anlayınca kendisine gösterilen ilgi ve alaka, yardım edenler yol gösterenler, hâlbuki kendi memleketinde bile ona bu denli yardımcı olan kimse yoktu. Hele yabancı olduğunu anladıkları zaman ona uzaylı gibi davranacaklarını sanıyordu Sevim. Ve başka bir şey bu insanların hepsi evet neredeyse hepsi Türkçe konuşuyorlardı, çok ilginç gelmişti bu Sevime. Hâlbuki Sevim onlara Türkçeyi nasıl öğretirim ben Kürtçe bilmiyorum ki demişti içinden, lakin gerek bile yoktu çünkü onlar zaten en az kendisi kadar Türkçe konuşmasını biliyorlardı. Anladı sonra nedenini

Türkçeyi öyle bir dayatmışlardı ki, bu insanlar artık kendi dillerinden çok Türkçe konuşmaya başlamışlardı sanki Türkçe konuşarak adeta işte yarattığınız yeni güneydoğu memnun musunuz? der gibiydiler, evet olay bu olmalıydı dayatmacı zihniyetin Kimlikleri eritme yöntemi başarılı olmuş gibi gözüküyordu. Halbu ki bir arada anadolunun zenginliğini dilleri ile kültürleri ile elele gösterebilirlerdi ama olan olmuştu. Sonra komşusu geldi birden aklına, hani o dindar ve mazbut aile, şöyle bir bakındı etrafına ve onlara benzetebileceği pek kimse göremedi çünkü neredeyse herkes batılı tarzda giyinmiş her biri birer moda ikonuydu sanki. Üzüldü….


Sevim bir ara şöyle bir duraksadı ve bu insanlar hakkında ne kadar yanlış kanaatler beslediğini daha geldiğinin ilk günü görmüştü. Kim bilir daha nelerle karşılaşacaktı bu esrarengiz memlekette…..



Evet sevgili okurlar aşağı yukarı batıda yaşayan ve bizler hakkında hiç bilgi sahibi olmayan insanların, bizlere medya yüzünden bakış açıları aşağı yukarı bu hayali Sevim öğretmen karakteri ile aynı şekildedir. Nereden mi biliyoruz bunları; buraya ilk kez gelenlerin kendi dillerinden dinledik hepsini, hem de defalarca.


Ancak gelip gördükleri zaman ne kadar yanıldıklarını anlayabiliyorlar, fakat biz bütün bu insanları hakkımızda doğru düşünebilmeleri ve bizleri daha iyi tanıyabilmeleri için tek tek alıp buralara getiremeyiz. Peki ne yapabiliriz onu da bilmiyorum, belki kendi memleketimizi daha iyi tanıtmak için çaba göstermemiz gerektiği kanaatindeyim. Bizlerde İstanbul’da Ankara’da İzmir’de Kütahya’da vs. şehirlerde Mardini, Kızıltepeyi tanıtma geceleri, tanıtım afişleri vs. yapabiliriz. Bu hiçte zor olmasa gerek, bunun için Sivil Toplum Kuruluşları, Dernekler, Belediyeler vs. elele verip bu üzerimizdeki önyargıları kaldırabiliriz. Böyle etkinlikler insanların doğu insanı hakkındaki görüşlerini ne kadar etkiler ne kadarını değiştirir bilmiyorum. Fakat benim anladığım Doğu ve Güneydoğunun içine itildiği bu durum ve yalnızlaştırma politikaları halen etkisini sürdürmekte ve bu bölgemizin kaderi haline gelmektedir.


Siyaset adamlarının barış çağrılarına kulak tıkamaktan başka yaptıkları bir şey olmadığını gördüğümüz zaman daha bir karamsarlaşıyor ve dışlandığımız için türlü pisikolojilere giriyoruz.


Güneydoğunun kaderinin değişmesi lazım. Bu insanların da en az diğer memleketlerde yaşayan isanlar kadar İNSAN olduğunu, onlarında bir dili olduğunu ve bu inkâr politikaları ile bir yere varılamayacağını, insanları sindirmek istedikçe küllerinden geri doğduğunu görmeleri lazım.


Hem, Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerimde; “Ey İnsanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, takvalı olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat 13) demiyor mu? Peki daha ne. Hadi gelin tanışalım. Fakat sadece tanışalım ne siz bizi kendinize benzetmeye çalışın ne de biz sizi kendimize benzetelim. Kim mi daha değerli? bırakın onu da takvamız karar versin. Eğer Ahirete inanıyorsanız?

Muhammed Ali ELALMIŞ

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Kızıltepe Ekspres Haber
© Copyright 2013 Kızıltepe Ekspres Haber. Tüm hakları saklıdır.

 

Bu site Gazi SOFT altyapısı ile hazırlanmış ve UZOG GRAFİK TASARIM Tarafından host edilmiştir.UZOG GRAFİK TASARIM
GÜNDEM
Anayasa Haberleri
Yerel Seçimler
Mardin
Kızıltepe
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Selahattin Demirtaş
Ahmet Türk
BDP Haberleri
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Ortadoğu