Advert
Organ bağışı hayat kurtarır
Mehtap Tumrik

Organ bağışı hayat kurtarır

Advert

MEHTABİYAT

ORGAN BAĞIŞI HAYAT KURTARIR

Kafam allak bullak…

Kızımın saat 03:30da feveran ettiğini anımsıyorum, sabah uyandığımda.

Bütünleme dersi için müracaat edemeden sistemin kapandığını haykırıyordu, o saatte. Ve ben her zamanki anaç ruhumla, o saatte -nasıl olduysa- öğrenci portalında sınav yönetmeliğini okur halde buluyorum kendimi…

Bir şeyler konuşup, sabah dingin kafayla konuyu irdelemek üzere uyuyoruz…

*

Sabah ilk iş, öğrenci işlerini arayıp, yarım yamalak bilgilere netlik kazandırıyoruz.

Ve derin bir ‘Oh’ çekiyoruz. Zira sistem otomatik olarak onu dâhil etmiş bütünleme sınavına.

Acı acı öksürmeye devam ediyor bu arada kızım. Kocaman bir şişe öksürük ilacı, bir torba antibiyotik ve doğal çözümler fayda vermiyor.

*

Ben mi? Ben de diplerdeyim…

Dün jinekoloğumla ikinci kez kötü çıkan test sonuçlarımı değerlendirip, operasyon kararı alıyoruz. Korkudan ölüyorum elbette. Ancak bu iğrenç hücreler koloni kurmadan, kurtulmalıyım…

*

Okula yürüyerek gidiyorum, tıpkı geçen hafta dört gün 6,5 km.lik yolu yürüdüğüm gibi. Hem yolda kızıma farklı bir ilaç alırım, diyorum. Daha önce doktorun verdiği ve sanırım fayda sağladığımız bir ilaç adıyla giriyorum eczaneye…

Antibiyotik vermiyorlar artık, ‘Parası neyse alıp çıkalım’ desek de.

İyi bir uygulama mı?

Elbette öyle…

Biz millet olarak antibiyotiği çerez gibi tükettiğimiz ve komşu referanslıyla almayı alışkanlık haline getirdiğimiz için, makul bir önleme yolu oluşmuş böylece.

Ancak eczacı bana muadil (ama o da antibiyotik olan) başka bir ilaç ve yanında multivitamin öneriyor.

Evet, tıpkı restoran şefi gibi;

Aperatif olarak vitamin kokteyli, akabinde ana yemek olarak antibiyotik…

Alıyorum, zira adam iyi bir esnaf dili kullanıyor.

*

Kulağımda kulaklık, müzik dinliyorum bir yandan da kış olmasına rağmen kan ter içinde kaldığımı hissediyorum.

Bir ara bomboş kaldırımda bir tuğlaya çarparak tökezliyorum ama tenezzül edip de bakmıyorum bile.

Yok yok tenezzül meselesi değil aslında, kafam öyle miting alanı gibi ki, meteor düşse, ‘O da neydi?’ diyecek halde değilim…

*

Yüz metre gitmeden telefonum çalıyor. Kesin yine şu kaç gündür taciz eden 444’lü numara!

Hayır, bu başka bir mobil telefon… Kim acaba?

A bir dakika!

Cüzdanım, cüzdanım nerede?!

Aman Allah’ım düşürmüşüm!..

Lütfen bu arayan numara, cüzdanı bulan kişinin olsun!

*

‘Alo… Evet, ben de şimdi onun şokunda ve duasındayım! Demek siz buldunuz ve taksicinin telefonundan arıyorsunuz. Evet ama ben şu an yaya ve tek kuruşsuz haldeyim… Ne, sizin telefonunuzun şarjı yok ve siz beni daha sonra arayacak mısınız? Ama benim o cüzdana ihtiyacım var… Peki, Allah razı olsun, size güveniyorum…’

*

Bu bir mucize Allah’ım!

Ama ya adam beni aramaktan vazgeçerse?!

Ben nasıl yeniden onca kartı, evrakı çıkaracağım?

Tam da kimliği, ehliyeti yenilemişken!

Eksi bakiye veren banka kartım?..

Bittim ben!

Nedir bu sabahın üçünden beri ama ya?!

Bu nasıl bir sınav ama ya?!

Neden kaş yaparken, göz çıkarıyorum son zamanlarda? Sen misin, yürü de kafan dağılsın diyen? Al işte darmadağın oldun, mutlu musun hatun?!

*

 

Hemen kardeşimi arıyorum, çocuk hasta hasta panik açıklamamı dinliyor ve hemen

‘Ben gidip alırım, merak etme’ diyor.

Taksici arıyor o arada. ‘Telefonlarını sana verdiler mi? Araçtan indiler ve birazdan gözden kaybolacaklar’ diyor.

Adam kaygılı zira iletişim onun telefonuyla gerçekleşti ve zan altında kalmak istemiyor.

Hemen soğukkanlı, kriz çözen modum devreye giriyor ve taksiciye onlardan cüzdanı alıp, bana getirmesini, oradan da iş yerime götürmesini dua ve yakarışla rica ediyorum…

*

Taksici hemen beni arayanlara yaklaşıp, ricamı ileterek, onlarla görüştürüyor. İçinde olanları yüksek sesle paylaşıp, ’Bu halde teslim ediyoruz’ diyorlar.

Bu arada kendi telefonlarını da mesaj olarak yollamışlar, Allah razı olsun…

*

Kahraman taksiciye bulunduğum noktayı bildiriyorum bu arada kardeşime bilgi veriyorum, o da geri dönüyor ve beni telkin ediyor.

Ve taksici ile buluşup, ön koltukta yavru kedi gibi oturan (ayağıma takıldığında tuğla sanmıştım ama neyse) cüzdanımla göz göze geliyorum.

Elin adamı olduğunu unutup, sevinçten taksiciye sarılacağım!..

Tek solukta kötü başlayan günü ve ruh halimi özetliyorum taksici Kenan kardeşime. Okula kadar geliyoruz ve küçük bir teşekkür ücreti bırakıyorum. Hastaneye de bağlı çalıştığımdan, ihtiyaç olduğunda artık bir ablası olduğunun altını çizerek iniyorum…

*

Ama olayın diğer kahramanlarını unutmuyorum. Mesajla gelen telefonu arıyorum, kapalı halen. Ben de teşekkür mesajı çekiyorum.

Birkaç saat sonra ‘Önemli değil’ yanıtı geliyor.

Şükür duası okuyorum bu arada ve ismini bilmediğim diğer kahramana da dua ettiğim mesajını yolluyorum. Ve anında arıyor:

‘Kardeşim, tekrar teşekkür ediyorum. İnan bu iyiliğinin maddi ve manevi bir karşılığı yok. Sana minnet ve şükran borçluyum. Merak ettiğim bir şey var; telefonumu anında nasıl buldun?

Ne?..

Organ bağışı kartımdan mı?..

Aman Allah’ım, ben onu tamamen unutmuştum!. Yıllar önce tüm organlarımı bağışlamıştım. Ve ben henüz kimseye hayat verememişken, bağışım bana ödül olarak bu mucizeyi sunuyor!

*

Ne ilginçtir ki;

Bu iyiliği yapan kardeşim; bedensel engelli biriymiş.

Adının ‘Murat’ olduğunu öğrendiğim engelli kardeşim gibi birine ödül olacağım belki de organ bağışımla!

*

Binnetice;

‘Organ bağışı hayat kurtarır’

Bağışlayanı bile bazen şaşırtır

Lütfen Allah’ım;

Bağışçı ve iyi insan sayımızı arttır…

 

(MEHTAP TUMRİK – 17.01.2018 )


DİĞER YAZILAR
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Depresyon tedavisinde egzersiz şart!
Depresyon tedavisinde egzersiz şart!
Antibiyotik Kullanırken Bu Besinlerden Uzak Durun!
Antibiyotik Kullanırken Bu Besinlerden Uzak Durun!